7 Eylül 2008 Pazar

Canlı

Havada kulağınıza hoş gelen bir şey varsa o müziktir. Evde yalnız, mutfaktaki sedire uzanmış, başım yastıklara gömülü, sabah çayının keyfini çıkarırken akordeon sesi duydum.
Ses köşebaşındaki sinagogun oradan geliyordu, yürüye yürüye çalan birinin akordeonundan çıkıyordu. Yavaş yavaş penceremin altına yaklaştı. Fincanı masanın üstüne bıraktım, pencereden dışarı baktım. Boş sokakta, güneş altında genç bir adamdı.
Ona baktığımı görünce durup kapımın önünde çalmaya başladı.
“Kimsiniz?” diye sordum, duraklayınca.
Görünüşünden ve sakin sakin akordeon çalarak yürümesinden Türk olmadığı belliydi.
“Ben Romen” dedi, çalmaya devam etti.
“Bir dakika” dedim.
Kafamı içeri çektim, cüzdanımdan 10 liralık bir banknot çıkardım, katlayıp aşağı attım. Eğilip parayı aldı, bana bir gülümseme yollayarak müziğiyle birlikte yürüyüp köşeyi döndü, gözden ve kulaktan kayboldu.
Müzik hayatın aynasıdır diyor ünlü piyanist Daniel Barenboim. Her ikisi de hiçbir yerden gelir, hiçbir yere gider.
Müzik dünyanın hem içindedir hem dışındadır diyor.
Müzik kendiliğinden var olmaz. Onu birisinin yaratması lazım. Bu yaratma işi enerjiyle olur. Müziğin arkasında bulunan, onu yokken var eden enerjidir. Dinlediğimizde, müziği duyarken enerjiyi de duyarız. Müzik enerjisini enerjimize katar, onu çoğaltır.
Bu enerji “canlı” müzikte vardır. Kaydedilmiş müzik, enerjisinden sıyrılmış olduğu için “ölü”dür.
Radyoda veya televizyonda dinlediğiniz bir canlı konser ise orada olmamanıza rağmen canlıdır. Oluşum halindedir. Orkestra ile dinleyiciler, müzisyenler ile müzisyenler, müzisyenler ile orkestra şefi arasındaki alışveriş ve karşılıklı etkileniş konsere can ve yön verir.
Ama canlıyken kaydedilmiş bir konser artık canlı değildir.
İki kapak arasında yaşayan bir roman ne kadar hayatsa, CD’ye alınmış müzik de o kadar müziktir.
Münih Filarmoni Orkestrası’nın ünlü şefi Sergiu Celibidache (1912-1996) hiç plak yapmadı, çünkü sadece müziğin “canlı”yken müzik olduğuna inanıyordu. Plağın hiçbir zaman “canlı” konserin hayatiyetini yakalayamayacağına inanıyordu.
Plak dinlemek Brigitte Bardot’nun fotoğrafıyla yatağa gitmeye benzer diyordu. Ama öldükten sonra ondan habersiz kayda alınan bazı konserleri CD halinde piyasaya sürüldü.
Genç Romen birkaç dakikalığına akordeonundan çıkan müziğin enerjisi ve güzelliğiyle sokağı doldurmuş, zenginleştirmişti. Görünmeyen bir bülbülün beklenmedik bir anda ötmesi ya da bir yelkenlinin geçip gitmesi gibi karşılıksız verilen bir güzellikti sokağa bahşettiği.
Müzisyen olmak insanı daha iyi bir insan yapar demişti hatırlamadığım birisi.
Müzik yapmak da dünyayı daha iyi bir yer yapar.

Not: Yarın 20 Eylül’e kadar tatile çıkacağım. Hoşça kalın.