16 Mart 2008 Pazar

Beni kim itti?

Siyasi parti kapatma demokrasiye aykırıdıııır. Yargıtay Başsavcısı'nın AKP’yi kapatıp liderlik kadrosunu beş yıl siyasetten sürgün etme başvurusunun ardından en çok duyulan laf bu oldu.
Tanrı, Türkü sığ mantralardan korusun.
Eğer siyasi partiler demokratik olsaydı ben de koroya katılırdım. Ama katılmıyorum. Ben, “Şaşılacak bir şey yok. Demokratik olmayan tavuk, demokratik olmayan yumurta doğurur” diyorum.
Türkiye’de siyasi partiler demokratik değildir, derebeyliktir.
Parti başkanlarını, diktatörlükleri bile kıskandıracak yetkilerle donatan bir siyasi partiler yasası var. Bir defa seçildi mi parti başkanını kimse yerinden edemez.
Lideri seçen kongrenin bütün üyelerini parti başkanı seçer. Kongre üyeleri, başkanın emrinden çıkamaz. Aynı şey il idareleri ve milletvekilleri için de geçerlidir.
Başkana karşı çıkan partide tutunamaz, partili olmanın getirdiği mamadan yiyemez.
Bu durumun demokratik olmadığını herkes bilir, ama hiç kimse bir şey yapmaz. Çünkü, bir şey yapabilecek olan siyasi liderleri, milletvekillerini, kasaba politikacılarını bu ortam doğurup büyütüyor. Türkiye’de siyasetin özü olan Hazine’den para hortumlama bu feodal siyasi yapıya dayanır.
Demokrasi olarak remigeçit yapan bu maskaralığın hasadı zehirdir: Demokratik olmayan sığ ve donanımsız liderler, kişiliksiz ve kul politikacılar, ufuksuz ve çağdışı siyasi partilerin anası siyasi partiler yasası ve onun kadar ölümcül olan kulluk kültürüdür.
Bu ortamda yeşeren siyasi liderleri kontrol edecek demokratik bir mekanizma yoktur. Darbelerin, parti kapatmaların ardı bunun için kesilmiyor.
Beyefendi partisine yüzde yüz hâkim. Oyların da % 46’sını aldı. Bunlar istediğini yapması için yeterli değil mi? Neden Türkiye’yi, evi gibi döşeyip eşi ve çocukları gibi giydirmeye kalkışmaya hakkı olduğunu sanmasın? Neden dinciliğini kuralları bütün ülkeye geçerli kılmasının mübah olduğuna inanamasın? Neden devletin bütün organlarını kendi gibi düşünen kişilerle doldurup iktidarını ebedi yapmasın?
Atatürk, Türkiye’yi olduğundan yüksek bir yere taşımaya çalıştı. Türkiye, o gün bu gündür, oradan aşağı, doğal düzeyine doğru düşüyor. Bu düzey, doğanın bir milyon yılda imal ettiği fosil yakıtı bir yılda tüketen, aşırı nüfus büyümesi dolayısıyla iflasın eşiğine gelen bir gezegende “Üç çocuk doğurun, her çocuk kendi rızkıyla gelir” düzeyidir.
Yargıtay Başsavcısı'nın yapmaya çalıştığını anlıyorum. AKP’yi kapatarak bu düşüşü engellemeye çalışıyor, ama çabası boşunadır. Ne AKP ne de düşüş durdurulamaz. Çünkü, düşüşe neden olan yerçekimini meydana getiren donanımsızlık ve ahlaki zaaf Atatürk ilkelerinden güçlüdür.
Kapatma girişimi, başarılı olsun veya olmasın, AKP’nin (veya onun yerini hangi dinci parti alacaksa onun) oylarını artıracak. Bu da Erdoğan ve Fethullah Gülen gibilerin hayal ettiği alaturka Türkiye’nin gerçekleşmesini çabuklaştıracak.
Yani, AKP’nin kapatılması ile elde edilmek istenen sonucun tersi ortaya çıkacak.
Yere çakılıncaya kadar düşeceğiz.