12 Eylül 2015 Cumartesi

Dünyanın en güzel kadını

Yemekte üç kişiydik. Ben, S. ve kocası.

S. ile eskiden tanışıyorduk. Beni şirketinde bir konuşma yapmaya davet etmişti.

“Akşamleyin başka bir angajmanın yoksa birlikte yemek yiyelim,” dedi. “Kocam da seninle tanışmak istiyor.”

Beni otelden aldılar. Yakın olmasına rağmen lokantaya taksiyle gittik. Yemeklerimizi ve beyaz şarabı ısmarladık. Malum konular açıldı. Birçokları gibi onlar da Erdoğan’ın Türkiye’yi içine sürüklediği rezil durumdan tedirgindiler.

Konuşurken onları gözledim. Birbirleriyle rahattılar. Kocası S.’ye karşı nazik ve yumuşaktı. Ona gülen gözlerle bakıyordu, sözü önce ona bırakıyordu.

Yemeğin sonuna yaklaşırken S. aniden konuyu değiştirdi ve çocuğundan bahsetmeye başladı. İki yaşında bir oğlu vardı ve ona aşıktı.

“Eskiden çocuk gördüğümde kaçardım,” dedi. “Bu çocuğa doyamıyorum.”

 “Fotoğrafı var mı?”

 “Bin tane.”

 Gülümseyerek telefonuna uzandı.

 “Hangisini göstereyim.”

 “İlk beş yüzüne bakabilirim,” dedim.

Şımartılmadan çok sevilen çocuklar bellidir. Yüzlerinde dingin bir mutluluk olur. Kolay gülümserler ve  gülümsediklerinde tebessümleri uzun süre yüzlerinde kalır. Dünyayı dost bir yer olarak görürler. Büyüyünce insanlar onları korkutmaz, hayat yıldırmaz.

Bu çocuk o şanslı çocuklardan biriydi.

“Çok güzel,” dedi S. “Ona uyurken bakmaya doyamıyorum.”

Daha cümlesini tamamlamamıştı ki eşi uzanıp elini elinin üzerine koydu ve “Sen de çok güzelsin,” dedi. “Ben de uyurken sana bakmaya doyamıyorum.”

Bu sözler alelade olabilecek bir geceyi benim için unutulmaz yaptı.

Uzun zamandan beri  birinin bir başkasına bu kadar güzel sözler söylediğini duymamıştım.

Yemekten sonra beni otele bırakmak istediler ama onlara yürüyerek gitmeyi tercih ettiğimi söyledim. Lokantanın kapısında ayrıldık.

Meydanın kenarında oturan birkaç genç çift vardı. Yetersiz ışıkta yüzleri rüyada görülen insanların yüzlerine benziyordu.

Ağaçların altında kaldırımlar tenha ve yarı karanlıktı.

“Sana bakmaya doyamıyorum.”

 Bu sözleri daha önce ne zaman duymuştum?

*
Hayatımın aşkıydı.

Saçlarını kaldırıp yastığın üstünde toplar, aşağıya kayıp ayaklarını yatağın dışına sarkıtır öyle uyurdu. Çoğu zaman sabahleyin ondan önce uyanırdım. Başımı kaldırıp ona bakardım.  “Ne kadar güzel bir kadın,” diye düşünürdüm. “Bu kadına bakmaya hiç doymayacağım.”

Birlikte olduğumuz zamanlarda gözümü ondan ayıramazdım. Kendine has bir  yürüyüşü, bir şey almak için elini uzatışı vardı. Gülümseyince dudaklarının aldığı şekli görmeye bayılırdım. Sesini duymaktan büyük haz alırdım.

Sık sık “Sen dünyanın en güzel kadınısın. Sana bakmaya doyamıyorum,” dediğimi duyardı.