13 Ocak 2013 Pazar

MUCİZELERİN EVİNDE

Birkaç gece önce yemeğe gelen İngiliz bir dostum yanında dört zarf getirdi. Zarfların içinde, geçtiğimiz yaz, bahçesindeki çiçeklerden topladığı tohumlar vardı: Yabani glayöl, yabani nergis ve iki çeşit yabani çiğdem. 

“Bahçeye serp,” dedi. “Doğada böyle oluyor. Her tarafa dağılsınlar.” 

Bana kalsa, tohumları, özel topraklı kutulara ekerdim ama bu defa hadi, dostumun dediği gibi yapayım dedim. 

Glayöllerle başladım. Yağmura aldırmadan bahçeye çıktım ve küçük tabağın içine koyduğum glayöl tohumlarını serpmeye başladım; yakında çiçek açacak zambakların arasına, geçen sene ektiğim lale tohumlarının çıkmaya başladığı taş yalağın içine, iris çokumlarına ve rastgele, başka yerlere.  

Yağmur damlaları üzerlerine vurup onları toprağa yapıştıracak ve bağımsız kısa hayatları böylece başlamış olacak. 

Ama neden kısa diyorum? 

Belki kısa, belki sonsuz, ya da yeryüzünde ne kadar sonsuz olabilirse o kadar. 

Bitki, tohumun tohum yapma yöntemidir. Glayöl tohumdan tohuma seyahat ederken belki ruhunu da beraberinde götürür. 

Toprağa attığım tohumlar - eğer bir şanssızlıkla karşılaşmazlarsa - büyüyecek ve ilkbaharda, uzun kılıçvari sapların üzerinde çiçekler açacaklar. Yazın çiçekler tohuma dönüşecek. Sap ve ucundaki tohum kesesi kuruyacak, tohumlar yere dökülecek. Yazın sıcağında, uykuda, çimlenme için uygun koşulların gelmesini bekleyecek. Tohumdan tohuma yolculuk bir merhalesini daha tamamlayacak. 

Dünyada bu yolculuğu yapmayan hiçbir canlı yoktur. Biz dahil. 

Tohum bu yolculuğu nasıl yapar? 

Her tohumun içinde minik bir oğulcuk var. Oğulcuğun, tıpkı dünya gibi kutupları bulunur. Üst kutupta ağacın gövdesini, alt kutupta köklerini çıkaracak hücreler vardır. İki kutup arasında besin ve bunun nakliyesini sağlayan sistem yer alır. 

Ağaç, çalı, çiçek ne olursa olsun bütün bitkiler böyle oğulcuk hücrelerinden büyür. Bütün şekiller, renkler, kokular, çiçekler, meyveler bu hücrelerde yazılıdır. 

Besin tükenmeden tohum kök salıp yaprak açmak ve bağımsız olarak kendini beslemek durumundadır. Aksi takdirde yaşayamaz. 

Hiçbir bitki, aynı cinsten olsa bile, diğerine benzemez. Bütün bitkiler, hatta bütün bitkilerin bütün yaprakları üniktir. Ama bütün tohumlar glayöl tohumu gibidir ve bütün bitkiler aynı şekilde büyür. Gıdaları güneş, su ve karbondioksittir. Kökleri hiç şaşmaz bir biçimde arzın merkezine yönelir. 

Her tohum görülmeyen bir mucizedir. “Görülmeyen,” diyorum çünkü tohumun, modern moleküler biyoloji tarafından ortaya çıkarılmakta olan şaşırtıcı ve esrarengiz özelliklerinden ve yeteneklerinden bihaberiz. 

Belki birilerinin öğretmesi lazım. 

Herkes içinde yaşadığı dünyayı iyi tanımalı. 

Kâinatın yüzde doksan beşi ne olduğu bile bilinmeyen siyah madde ve enerjiden müteşekkildir. Geriye kalan kısmında var olan galaksiler ve içlerindeki gök cisimlerinin çoğu – belki de hepsi – Ay gibi soğuk ve cansızdır veya Venüs gibi yanmaktadır. 

Yeryüzü mucizevi güzelliklere sahip kutsal bir mekândır. Doğaya şaşkınlıkla, coşkuyla ve huşuyla bakmalıyız. 

Eğer Tanrı’yı arıyorsanız hacılara, hocalara başvurmanız; kitap, defter karıştırmanız gerekmez. Elinize bir tohum alın, herhangi bir doğal tohum. Kâinatı yaratan gücü de, kâinatı da orada göreceksiniz.