13 Ekim 2011 Perşembe

Tuzu nasıl bilirdiniz?

Gerçek bildiklerimizin ne kadarı gerçekten gerçek?
İsviçre’de yer altındaki dev tünelde kâinatın nasıl meydana geldiğini deneylerle öğrenmeye çalışan bilim adamları ışıktan hızlı parçacıklar keşfetti.
Oysa Albert Einstein (1879-1955) Özel Görelilik Kuramı ile bize, hiçbir şeyin ışıktan hızlı hareket etmesinin mümkün olmadığını öğretmişti. Tanrı kendi kurallarına uymak zorunda olduğu için o da ışıktan hızlı seyahat edemezdi, Einstein’e göre.
Her yerde hazır ve nazır olamazdı.
Ama acaba Tanrı’nın kuralları bilinebilir mi?
Cenevre Parçacık Araştırma Laboratuvarı CERN’de yapılan buluşun kabul görmesi için birçok defa tekrarlanması gerekir. Ama sonucun aynı çıkmaması için bir neden yok. Bu olması halinde neredeyse yüz yıldır inanılan büyük bir gerçeğin doğru olmadığını ya da her koşul altında doğru olmadığı anlaşılacak.
Dünyanın kâinatın merkezinin olmadığının anlaşılması gibi.
Fizikte Einstein ne ise psikiyatride de Sigmund Freud (1856-1939) odur. Freud, şuuraltı ve cinsellik gibi şeyler etrafında şekillendirdiği kuramlarıyla, ruh ve akıl hastalıklarına çare bulduğunu iddia etti. Hasta ve psikanalistinin kurduğu diyalog sayesinde bu hastalıkları tedavi etmeye çalıştı.
Freud’un kuramları hiçbir zaman kanıtlanmadı. Onun “psikanalisttik kuramı bir aldatmaca ve sözde bilimselliğin abideleşmiş bir örneğidir” diye yazıyor psikolog Sedat Topçu.
Buna rağmen, Türkiye dahil birçok ülkede hâlâ Freud kuramları gerçek kabul edilmekte ve uygulanmaktadır.
Olmayan bir cennet vaat eden Karl Marx (1818-1883) komünizminin Sovyetler Birliği yıkılıncaya kadar sayısız insana hayatı cehennem ederek uygulandığı gibi.

Milyonlarca insanın derdi olan depresyonun, beyindeki kimyasal bir dengesizlikten kaynaklandığı da yaygın olarak kabul gören ama hiçbir zaman kanıtlanmamış bir kuramdır. Aslında, yarım yüzyıldır bu kuramın doğru olmadığına işaret eden tonlarca araştırma yapıldı. Ama, psikiyatristler dahil birçok insan, hâlâ kimyevi dengesizlik tahtının önünde eğilmeye devam ediyor.
Tuz, 1904’ten bu yana tansiyonu yükselten ve ölüme kadar giden hastalıkları azdıran bir madde olarak biliniyor. Doğru mu? Olmayabilir.
Amerikan Hipertansiyon dergisinde kısa bir süre önce yayımlanan bir araştırmaya göre alınan tuz miktarını azaltmak normal ve yüksek tansiyonlu kişilerde kalp krizi, inme ve ölüm riskini azaltmıyor. Başka araştırmalar da bu bulguyu destekliyor.
Yakında Gobi çölünde, içinde dinozor yumurtaları bulunan bir uçan daire kalıntısı bulunur da Charles Darwin’in (1809-1882) evrim teorisi de çöp tenekesine atılırsa hiç şaşmayacağım.
Ta Sokrat öncesi feylesoflardan bu yana düşünce tarihi doğru kabul edilip daha sonra başka “doğrulara” yerini bırakan kuramlar ve açıklamalarla doludur.
İnsanın keşfettiği “gerçekler” insan gibi geçicidir ve belki hep böyle olacak. Hep gölgelerin gölgesi olarak yaşayacağız.

OKUYUCULARA NOT:
http://www.metinmunir.com/ adlı site bana ait değildir. Buradaki yazılar ya tamamen uydurmadır, “Şizofreni psikiyatrinin uydurma hastalıklarından biridir” adlı yazı gibi, ya da yazılarımın saçmalaştırılmış şeklidir. Vikipedi’deki biyografim de bu siteyi kuran kişiler tarafından yalan yanlış bilgilerle dolduruldu.