27 Şubat 2010 Cumartesi

Şükür

OZANKÖY
Tanrı yok ve insan dünyaya bir defa gelir diyorlar, ama benim birine şükretmem gerek.
Bu ıslak taş duvarlar için. Bu servi için. Duvarlardan sokağa sarkan sarı ve beyaz yaseminler için. Margarin tenekesinde büyüyen frezyalar için. Dağlara yaslanan bulutlar için. Yağmur için. Denizin bittiği yerde görünen sıra dağlar için.
Cennetin yeryüzündeki temsilcisi olan bu bahçe için.
Hava kararınca ışıklandırılan manastır için. Şöminenin yanındaki bakır kazanın içindeki odunlar için. Telaşla kaçan uzun bacaklı örümcek için. Kedi gibi mırlayan buzdolabı için.
Yorgunluğumu geçirmek için bekleyen yatak için.
Şöminenin önündeki koltuğun üzerinde, elime alınmayı bekleyen, Paul Dirac’ın biyografisi için, açılmayı bekleyen lamba, yakılmayı bekleyen mum, sürülmeyi bekleyen kolonya, adımları bekleyen halı, giyilmeyi bekleyen kaşmir şalvar için.
Yün çoraplar için. Terlikler için. Ocaktaki mercimek yemeği için. Benimle aynı evde oturan serçeler için.
Biber ağacına astığım yerfıstığını yiyen baştankaralar, taş yalaktan su içen keklikler, gürültücü kargalar ve saksağanlar için.
Bahçemin gizli kovuklarında uyuyan yılanlar, kertenkeleler, kirpiler için. Ürkek üveyikler için.
Dışarıyı içeri alan pencereler için.
Beni sevenler için. Benim sevdiklerim için.
Sessizlik için. Sabah doğan ve odama giren güneş için. Geceleyin gelen karanlık için. Yorgunluk ve dinlenmek için.
Bütün bunlar ve daha birçok şey için birisine şükretmem, teşekkür etmem lazım. Tanrı olmasa da, insan dünyaya bir defa gelse de, dünya kötülükler ve çirkinliklerle dolu, kâinat anlamsız ve amaçsız olsa da...