14 Haziran 2008 Cumartesi

Gelen yolcu -üç gün önce

OZANKÖY

Tatil bitiminden birkaç gün önce bir internet ahbabımdan uyarı mektubu aldım. “Bıraktığınızdan çok daha çılgın bir yere döneceksiniz” diyordu.
Televizyonu açmamayı becerdim. Ama arada bir gazeteleri aldım. Çook arada bir... Anayasa Mahkemesi’nin kararından, yarattığı hiddetten, petrolün varilinin 2008’de 250 dolara çıkacağı yönündeki tahminlerden, İsrail’in İran’ı bombalamayı planladığından haberim var.
Ama, umurumda mı?
Pencereden tatlı bir esinti geliyor.
Kalkıp bulaşık makinesini boşaltıyorum. Lavaboda, dünden beri içinde su bekleyen dibi tutmuş bir tencere var. Acemi bir pilavcının eseri. Elime bir tutam Brillo alıp bastıra bastıra, tamamen kayboluncaya kadar siyah lekeleri ovuyorum. Küçüle küçüle kayboluyorlar. Sonra yatırıp tencerenin yan yüzeyini temizliyorum.
Ne diyordu Zen ustası? Zirveye vardığında tırmanmaya devam et.
Tencereyi ters çevirip dışındaki is izlerini ortadan kaldırıyorum.
Cennette gözlerine inanamayarak beni seyreden annemin, bir ağacın altında uyuklamaktan olan babamı dürterek kaldırdığını düşlüyorum. “Kalk a Münir” diyor. “Bak, pasaklı oğlun bulaşık yıkıyor.” Babam doğrulup yüzünde alaycı, muzip bir gülümseme, bir süre bana bakıyor, sonra uykusuna geri dönüyor. Anneme el sallıyorum. Tam ve iyi yapılan her iş insana zevk verir. Ne kadar pis veya zor olursa olsun. Zen ve Dibi Tutmuş Tencere Temizleme Sanatı.
Tencereyi silip yerine yerleştiriyorum.
Açık pencereden kuş sesleri ve çiçek kokuları geliyor. Mutfağı düzenleyip denize gitmeye karar veriyorum.
Ben kötü haberler diyarına döndükten birkaç gün sonra temizlikçi kadın gelecek. İşi ona bırakabilirim ama havaalanı için yola çıkmadan önce arkamda her şeyin yerli yerinde olduğu bir ev bırakmak istiyorum.
Birkaç ay önce iş için Antalya’ya gittiğimde farkına varmıştım. Açık balkon kapısından, denize bakan odama, dört kat aşağıdaki havuzdan yüzen turistlerin sesleri geliyordu. Yatağa uzanmış televizyona bakıyordum. Spiker, kelimelere yaptığı vurgu ve mimikleriyle okuduğu haberlerin ne kadar önemli olduğuna beni inandırmaya çalışıyordu. İstanbul’da olsam muhtemelen inanırdım. Ama Antalya’da okuduğu haberler anlamsızdı.
Ankara’dakilerin akılsızlıkları ve kızgınlıları Antalya’da tamamen yabancı ve önemsizdi. Antalya’da geçmiyordu.
Faselis’te siklamenler açmış mıydı? Beni bu ilgilendiriyordu. Aşağıya inip bir taksi çağırdım ve eğilip pencereden “Faselis’e gidiyoruz” dedim.
Termosa su doldurup içine üç dört küp buz attım. Mayomu, paletlerimi, havlumu aldım. Plaja doğru yola çıkmadan önce internet arkadaşımın mesajına cevap yazdım:
Çılgınlıkları umursamamaya karar verdim. Çılgınlıklar, çılgınların olsun.
Ben kayığımı karaya çekiyorum. Bu çılgın nehirde artık kürek çekmeyeceğim.
Ne demişler? Eğer dağa tırmanacaksan, zirveden başla.