20 Ocak 2008 Pazar

Denge

İri bir karga korudaki parke yolda bir ekmek parçası gagalıyor. Gagasını kaldırıp kazma gibi ekmeğe indiriyor, ağzına aldığı sokumları yutmak için başını kaldırıyor. Ekmeği gagalamaya devam etmeden önce, başını sağa sola çevirerek ortalığı kontrol ediyor.
Ona yukarıdan bakan otuza yakın güvercin var. Güvercinler yolun hududu olan taş duvarın desteklediği toprağın üzerindeki çimenlerde kaynaşıyorlar.
Birkaç tanesi kalkıp karganın yanına iniyor. Onları üç dört güvercin izliyor. Arkalarından başkaları geliyor. Guk guk guk sesleri çıkararak, dans eden gelinle damadı ortalarına alan düğün davetlileri gibi, kargayı çevreliyorlar. Yavaş yavaş ona yaklaşıyorlar.
Karga rahatsız oluyor, gaaaak diye bağırarak kalkıyor ve biraz önce altındaki çimenlerde güvercinlerin oturduğu ağacın alt dallarından birine konuyor.
Güvercinler sırayla ekmeği gagalamaya başlıyor.
Karga, dalında, sessiz, ekmeğini yiyen güvercinleri izliyor.
Çimenlerde kalan güvercinler de kalkıp ekmeğin bulunduğu yere, ıslak parkelerin üzerine iniyorlar.
Sonra aniden, hepsi birden havalanıp uzaklaşıyorlar.
Birkaç adım atınca nedenini anlıyorum. Karganın üzerinde oturduğu ağacın altındaki çalıların arkasında canı güvercin çeken bir kedi var.
Kedi başını kaldırıp kalkan güvercinlere bakıyor.
Yolun diğer yanındaki ağaca yavru bir karga konuyor.
Kedi duvardan atlayıp boşta kalan ekmeğe yaklaşıyor ve bir ayağıyla yere bastırıp kenarından ısırmaya başlıyor.
Yeni gelen karga dalında gaaak gaaak ötmeye başlıyor. Korudaki diğer kargaları çağırıyor. Kargalar ağaçların üzerinden süzülüp geliyorlar, çevredeki ağaçların dallarına konuyorlar. Kedi tedirgin oluyor, sık sık başını çevirip onlara bakıyor.
Kargalardan biri, savaş uçağı gibi kedinin üzerine dalıyor ve gaaak gaak diye sesler çıkararak üzerinden geçiyor. Başka bir karga kedinin üzerine dalarken birkaç karga daldan yola inip kediye doğru zıplamaya başlıyor. Onlara başkaları katılıyor.
Kedi başını çevirip dişlerini gösteriyor. Kargalar kalkıp biraz uzaklaşıyorlar, sonra kısa kısa uçarak tekrar kediye yaklaşmaya başlıyorlar. Sayıları artınca kedi bir nefret miyavlamasıyla sırtını ekmeğe dönüyor ve atlayıp ağaçların arasında kayboluyor.
Bir karga ekmeği gagalamaya başlarken diğerleri etrafında sıra bekliyorlar.
Bütün bunlar birkaç dakikada oluyor.
Durduğum yerde, eldivenli ellerimle gevşeyen kaşkolumu boynuma sıkıca sarıp kargaların yanından geçiyorum. Beni umursamıyorlar.
Evlerin bacalarından çıkan kömür dumanının kokusu ile ıslak koru kokusu birbirine karışıyor. Arabamı park ettiğim yere doğru yürüyorum. Saat on bir. Sahil yolundan, Boğaz'dan, karşı yakadan ve her taraftan şehrin gürültüsü geliyor.
Tanrı verir ama dağıtmaz der Haitililer.
Her yaratık, insan hayvan, koparabildiğini koparabildiği sürece, kopartır. İnsan dışındaki yaratıklar için bu doğaldır. İnsan eşitlik, adalet, insaf gibi kendi imalatı konseptlerle bunun üstüne bir şal germeye çalışır. Ama doğada eşitlik, adalet, insaf yoktur. Sadece denge vardır.
İnsanın eşitlik, adalet, insaf diye diye altüst ettiği bir denge.