30 Nisan 2006 Pazar

Biralı kadın ve şair

DUBLIN

Kanalın bir yakasında ben oturuyorum, diğer yakasında İrlandalı şair Patrick Kavanagh.
Aramızdaki kıpırtılı suda ağaçlarda yeni açılmaya başlayan yaprakların aksi var.
Şehrin içinden geçip yakınındaki denize akan kanal -bir zamanlar dereydi- şehrin ana caddelerinden birini ikiye ayırıyor. Kanalın iki yakasındaki ağaçların altında patikalar ve banklar var.
Kavanagh, ayak ayak üstüne atmış, kollarını göğsüne kavuşturmuş, sabit nazarlarla suya bakıyor. Gözlüklü, sadece kulak hizasının alt kısmında saçları kalan orta yaşlı bir adam.
Yanındaki boş yere bir kadın oturuyor ve elindeki süpermarket poşetini şairle arasına koyuyor. Sırtında ucuz bir anorak, bacaklarında beyaz şeritli lacivert eşofman var. Siyah saçları ağarmaya başlamış. Yüzü kırmızı ve şişkin. Torbasından bir defter ve birbirine naylonla tutturulmuş dört teneke bira çıkarıyor. Defteri dizine dayayıp yazmaya başlıyor.
Kanalın diğer yakasında ben de bir şeyler yazıyorum. Kadın birkaç satır yazdıktan sonra defteri katlayıp şairin kucağına koyuyor, ayağa kalkıyor, biralardan birini tepesinden açıyor ve başını geriye itip ufak bir yudum alıyor. Oturuyor. Bira tenekesini şairin bacağına dokunduruyor, "sağlığına" der gibi. Öne eğilip küçük bir yudum içiyor. Defterini şairin kucağından alıyor ve yazmaya devam ediyor.

Kavanagh, istifini ve pozisyonunu bozmadan, dünyada kendinden ve kanaldan başka bir şey yokmuş gibi, sakin sakin suyu seyretmeye devam ediyor.
O bir heykel.
Kavanagh 50 yaşındayken akciğer kanseri oldu. Bir ciğerini aldılar. İyileşirken Dublin'lilerin Grand Canal olarak bildiği bu kanalın kıyısında oturup vakit geçirmeyi alışkanlık haline getirdi. Bu kanal günlerindeki şiirlerinde yeni bir tat ve güç var.
En ünlü şiiri Raglan Road'dur (Raglan Sokağı). Belki de hâlâ sık sık dinlenen hüzünlü bir şarkı olarak bestelendiği için.
Kavanagh 1967'de, 63 yaşında öldü. Şiirlerinin birinde anıtmezar veya görkemli bir mezar taşı istemediğini, kanalın kıyısında gelip geçenlerin oturabileceği bir bankla anılmak istediğini yazmıştı.
Kadın bira tenekesini şairler arasına koyup yazmaya devam ediyor. Belki o da şiir yazıyor. Bacakları açık. Defter sağ dizinin üstünde. Bir adam yürüyerek geçiyor. Suda aynı adam ters yürüyor. Suyun üzerinden süratle uçarak arka arkaya iki ördek geçiyor. Siyah, yeşil tüylü, kırmızı gagalı.
Puset iterek bir kadın geliyor. Pusetin yanında 2-3 yaşlarında bir oğlan yürüyor. Göğsüne bastırarak taşıdığı bir soğan filesi var. Filenin içinde iri, yuvarlak üç soğan var.
Sırtı çantalı bir kadın -bir turist olmalı- fotoğraf makinesini çıkararak şairin ve kadının fotoğrafını çekiyor. Arkama doğru yürüyor. Başımı çevirince onu, beni, şairi ve kadını kareye almaya çalışırken görüyorum. Dudaklarında bir tebessüm var.
Ağaçların arkasındaki yoldan geçen araçlara rağmen serin havada taze ot kokusu var.
Kadın, yanında oturan şair kadar benim tarafımdan seyredildiğinden bihaber, birasından küçük yudumlar alarak yazmaya devam ediyor. Güneş bulutların arkasında kalıyor. Hava soğuyor. Kalkıp otele doğru yürümeye başlıyorum.
Onu ilk defa Raglan Sokağı'nda gördüm bir güz günü/ ve içime doğdu/siyah saçlarının bir gün hayatımdan bezdirecek tuzak ördüğünü/