2 Şubat 2017 Perşembe

Nasıl iyi olunur, olmalı mı, neden?

Artık hiçbir kitabı, hataları gözüme çarpmadan okuyamıyorum. Öyle çok yazım hatası var ki dikkatimi dağıtıyor. Sanırım bir şikayet maili de bunlara göndereceğim.

Bir arkadaşım yazdığı mailde böyle diyordu.

Bulduğu hatalar, okumakta olduğu bir hukuk kitabındaydı. Hem tekil hem çoğul olan ‘evrak’a ‘evraklar’ denmesi özellikle tepesini attırıyordu.

“Nedeni mükemmellik geleneği olmaması,” diye cevap yazdım ona.

“Bir işi, o iş ne kadar gösterişsiz ve iddiasız olursa olsun, kusursuz yapmak ve bundan gurur duymak. Mükemmellik geleneği budur.

Bu hem kendine, hem işine, hem de başkalarına duyduğun saygı ile ilgilidir.

O yazım hataları en büyük yayınevlerinin bastığı en büyük yazarların kitaplarında da var.

İnsan bir işi iyi yapmayacaksa hiç yapmasın daha iyi.”
 
*
Mükemmellik bir uygarlık işidir.

Uygarlık da bir olgunlaşma işi.

İnsanlar olgunlaşırsa, mükemmel olur.

Uluslar olgunlaşırsa, uygar olur.

Ama galiba hem insanlar hem de uluslar için varılması olanaksız bir durumdur bu.

*
Küçük Prens adlı klasiğin yazarı Antoine de Saint Exupèry (1900-1944) “Sanırım, mükemmellik ekleyecek değil de çıkaracak bir şey kalmadığında meydana gelir,” der.

ABD’nin ilk maliye bakanı olan Alexander Hamilton’a göre (1757-1804) mükemmellik, mükemmel olan insanların işidir. “Hiçbir zaman, mükemmel olmayan birinden mükemmel bir iş beklemem,” der o da.

Mükemmelliğin ilk tarifini yapan Eski Yunan feylesoflarından Aristo’dur (MÖ 385-323).

Aristo’ya göre; “ O ki tamdır, kendinde var olması gereken bütün parçalara sahiptir, mükemmeldir. Bu tamlık o kadar eksiksizdir ki daha tam olamaz.

Bu düzeye ulaşılabilineceğini sanmıyorum.

İsa’nın doğumundan 500 yıl önce yaşamış ve İsa gibi içinde yaşadığı toplum tarafından ölüme mahkûm edilmiş olan Sokrat şöyle der bu konuda: “Bilgi (yani mükemmellik) ya hiç elde edilemez ya da ölümden sonra elde edilir. Çünkü sadece ve sadece ölümden sonradır ki ruh gövdeden kurtularak yalnız başına kalır, kendi olur.

*
İnsan doğduğunda mükemmeldir.

Yaşamı ise bu durumdan uzaklaşmakla geçer.

Hayatta insanı düzelten değil bozan bir şeyler var.

Vücut sürekli bakım ister, isteklerle, arzularla, ihtiraslarla doludur, talepleri insanı şaşırtır, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, önemliyi önemsizden ayırmasını zorlaştırır.

Bedeninin isteklerinin güdümündeki insan para, ün ve güç peşine takılır, iyi ve bilge olmayı arka plana iter veya tamamen unutur.

Buna karşı koyanlar da var ama başarı mümkün mü, emin değilim.

İsa’ya göre bir insanın mükemmel olup olmadığını belirleyen sahip olduğu veya yaptığı şeyler değil, ne olduğudur.

Ama bu ne nedir?

Eski Yunan felsefesi insanın mükemmelden çok iyi olması üzerinde duruyordu. Nasıl iyi olunur? Olmalı mı? Neden? Bu soruların cevabını araştıran birçok feylesof var.

Kendimi oldukça yakın hissettiğim Stoacılara göre mükemmellik, kişinin doğa, akıl ve hatta kendisiyle uyum içinde olmasıdır. Ve herkes böyle bir uyum durumuna varabilir.

Amerikan feylesof Eric Hoffer (1898 –1983) bu düşünceye katılmıyor. “Doğa mükemmelliğe ulaşır ama insan asla,” ona göre. “Mükemmel bir karınca, mükemmel bir arı vardır ama insan daima natamamdır Ne hayvan ne insan olarak tamamdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran, tedavisi olmayan bu natamamlıktır.

Öyle midir acaba?

Arıların, karıncaların veya diğer canlı varlıkların mükemmel olup olmadıklarını bilmek mümkün değil. Onlar da canlı kalmak ve bir sonraki kuşağı yaratmak için sürekli bir çaba içindedirler ve belki bu çabanın bir diğer adı mükemmelliğe ulaşma mücadelesidir.

*
Mükemmellik; güzellik, cesaret, adalet, iyilik, gerçek ve bunlara benzer birçok sıfat gibi tanımlanamaz.

Ama karşılaşıldığında tanınır.