9 Şubat 2016 Salı

Olmayan birine mektup

Ozanköy

Havalar, o kadar da soğuk olmasa bile,  hala soğuk. 

Güneş az, bulut çok, yağmur az.

Öhhö öhhö öksürüyorum hala. Bu öksürük kolay kolay geçmez, diyorlar.

İki gündür çok sıkıcı yazılar yazmakla meşgulüm. İnsanların devlet halini almış şekli ve bu şekli almış olarak yaptıkları beni gittikçe daha az ilgilendiriyor. 

İnsanları seviyorum. Devletlerden nefret ediyorum.

İnsanların kadın olanlarını erkek olanlardan daha çok seviyorum.

Milli Piyango’dan küçük bir servet kazanıp yazı yazmayı bırakacağım günlerin özlemi içindeyim bu günlerde.

Kaç yıl oldu? Her Allah’ın, günü tap tap tap. Tap tap tap. Parmak ucu kanseri olacağım. 

Ama Milli Piyango’dan zengin olma şansım yok denecek kadar az. Bilet almaya üşeniyorum, çünkü. Ayrıca, biliyorum.  Bıraksam birkaç gün içinde yazı yazmayı özleyeceğim. 

Bırakılamaz bir alışkanlık oldu yazmak. Öğleden sonra uyumak veya ormanda, deniz kenarında dolaşmak gibi.

Rus şair Joseph Brodsky okyanusu, nehirleri, gölleri çok severmiş. Venedik’i de. Venedik üzerine Watermark  adlı bir kitap yazmış. Kedileri de çok severmiş. İkinci bir hayatım olsa onu Venedik’te bir kedi olarak geçirmek isterdim – fare bile olabilir, dermiş.  Ben? Ağaç olarak geçirmek isterdim. Çiçek bile olabilir.
Üşümeye başladım. Kalkıp ateşe birkaç odun atayım. Bu defa Ahmet’in getirdiği odunlarda iş yok. Kolay kolay yanmıyorlar. 
 
Yarın belki uzun uzun bahçede çalışırım. Telefonumu yanıma almam. Maillerime bakmam. Haberlerde ne var merak etmem. Kazarım, ekerim, dikerim, sökerim.
 
Göremediğim kuşlar ötüp durur. Sesleri yanağa atılan bıçak gibi keskin. Bu kadar küçük yaratıklardan bu kadar büyük sesler nasıl çıkar? Bir gün araştırıp öğrenmeliyim. 
 
Ağaçlar da ilkbahara perende atmaya hazırlanır. Dutta yaprak, bademlerde tomurcuk, biberiyede çiçek. 
 
Bir arkadaşım “Bir çiçek açınca ona ‘Hoş geldin’ diyeceksin,” diyor. 
 
Bir de bahçeye çıkarken  düşüncelerimi evde bırakabilsem,  yemek masasının üzerine cep telefonunun, cüzdanın, bilgisayarın yanına. Ve ben yokken kedi gelip hepsini yese. 
 
Dışarısı her zaman içerisinden iyi. Bahçede her zaman mutluyum. Gördüğüm her şey gözlerime iyi geliyor. 
 
Rus şair Joseph Brodsky okyanusu, nehirleri, gölleri çok severmiş. Venedik’i de. Venedik üzerine Watermark  (Filigran) adlı bir kitap yazmış. Kedileri de çok severmiş. İkinci bir hayatım olsa onu Venedik’te bir kedi olarak geçirmek isterdim – fare bile olabilir, dermiş.
 
Ben? Ağaç olarak geçirmek isterdim. Çiçek bile olabilir. 
 
Brodsky  (1996’da, elli altı yaşında) Venedik’e gömülmüş. En hoşuma giden sözü şu: İnsan ne okursa odur. 
 
Öyleyse, okumayan insan nedir? 
 
Bir arkadaşımdan şu maili aldım: 
“Dün yağmur yoktu, torunumla dağlara gittik. Bol bol bağırarak istediğimizi haykırdık. Yankıyı fark etti, 'Babaanne benim sesimi taklit ediyor' dedi. 
 
Beş yaşında bir çocuk. Çocuklardan başka kimler böyle şeyler söyleyebilirler? 

Neden hep çocuk kalmıyoruz? Mutsuz evlerden kaçmak için mi büyüyoruz? 

Hafta sonu bir arkadaşımı bekliyorum. Umarım gelir. Yenilenirim. Üzerine temiz çarşaf serilmiş yatak gibi.