28 Kasım 2015 Cumartesi

Rüyasında intihar bombacısı olan adam

İntihar bombacıları kalabalıkların arasına karışıyorlar, bombalarının pimini çekerek beş, on, yirmi, yüz, yüz otuz insan katlediyorlar.

Zaman geçiyor.

Ölenler gömülüyor, yaralılar iyileşiyor, olay unutuluyor, bir başka intihar saldırısını anlatan haberin son paragrafına eklenecek bir rakam oluncaya kadar küçülüyor.

Ama orada olan, ölmeyen, yaralıların çığlıklarını duyan, yere uzatılmış ölüler arasında arkadaşlarını arayan, elbiselerinde başkalarının kanlarının lekesi evlerine dönüp hayatlarına devam etmek zorunda olanlar da var. 

Onlara ne oluyor?

Birkaç gün önce C. A.’dan bir mail alana kadar onları düşünmemiştim.

“10 Ekim 2015 Ankara garının önündeki biçare insanoğullarından biriyim,” diye yazdı bana C. A.

“Üzerime insan parçaları yağdı ve şans eseri hayatta kaldım. Tamamı insanoğluna ait kanların kaygan ve sıcak varlığı üzerimde, gezindim.

“O günden beri zamanın ve evrenin bir başka boyutuna savrulduğumu düşünüyorum.”

Yüzden fazla kişinin ölümüne neden olan intihar saldırısının meydana geleceği 10 Ekim günü, Ankara’ya, Barış Mitingi’ne, 40 kişilik bir ekip götürmüştü.

Onları getiren tren, 9.45’te gara yanaştı. En son o indi. Arkadaşları onu garın önündeki taksi durağında bekliyorlardı. Kürt grupların kortejinin arkasındaydılar. Kürtçe türküler söyleniyor, halaylar çekiliyordu. 

YPG’nin bayraklarını gördü.

Aklına diğer katliamlar geldi. Suruç katliamı, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, keskin nişancılarla çocukların öldürülmesi.

Tedirgin oldu.

Arkadaşlarından hızlı bir biçimde yolun karşısına geçmelerini istedi. Onlar, kalabalığın içinde toplu fotoğraf çektirmek istediler. Müsaade etmedi. “Yolun karşısında, pankartın altında çektireceğiz,” dedi.

Kimseyle konuşmadan hızlıca ekibi harekete geçirdi. Koşarak pankartı açmak için eline aldı. Pankartı havaya kaldırmış açarken patlamalar oldu. Üzerlerine insan parçaları yağdı.

“Pankartımız havada idi ve kan bulaşmıştı,” diye yazdı bana. “Patlamaya 40 metre mesafedeydik. Yerde bir parmak gördüm. Aklını yitirmiş bir kadın gördüm. Uzaklaştım, yardım edemezdim.

“Sanki rüyadaydım, hiçbir ses yoktu. Sadece hareketler vardı.

“Suruç’taki intihar saldırısının aynısı olduğunu anladım. Her arkadaşıma tek tek ulaşıp hepsinin hayatta olduğundan ve hemen bölgeyi terk etmeye başladıklarından emin olmaya çalıştım. Onları uzaklaştırırken ben patlamanın olduğu yere dönmek zorundaydım. Çünkü, orada, bizim ekipten de ölmüş veya yaralı bir biçimde birisi olabilirdi. Dahası ablamı da bulmalıydım çünkü o saatlerde garın önünde onunla da buluşacaktım.

“Bu şekilde tüm alanı bir kabusun içindeymişim gibi, zaman durmuş gibi, bir hayalet gibi dolaşmaya başladım.

“Hiçbir şeye dokunamıyordum.

“İnsanlar yardım istiyordu, ama ben arkadaşlarımı ve ablamı arıyordum.

“Ölenlerin yüzlerine, giysilerine bakıp bir tanıdık olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Bir pankartın altındaki cesedin ablama veya bir arkadaşıma ait olmadığını anladığımdaki rahatlamanın ne kadar utanç verici olduğunu, polisler gaz bombasıyla yaralılara saldırdığında onları öylece orada bırakıp kaçmanın korkaklık olduğunu düşünüp geri dönüyordum ve tekrar alanı dolaşmaya devam ediyordum.

“Bizim ekipten ölen olmadı, ablam da kurtulmuştu. Bir yaralımız vardı.

“O an hissettiklerim daha sonraki günlerde karşıma bir kabus olarak çıkmaya başladı.”

Evine döndükten sonra rüyalarında C. A. kendini patlamaların suçlusu imiş gibi görmeye başladı. İntihar bombacılarını fark ettiğini ancak engel olmadığını görüyordu. Suça ortakmış gibi hissediyordu. Rüyasında, tıpkı Kafka’nın Dönüşüm’ündeki gibi canavarlaşarak bir intihar bombacısına dönüşüyordu. Çünkü Ankara’daki intihar bombacılarının böyle bir dönüşüm geçirip mutant olduklarını düşünüyordu.

“Hissettiklerim bu dünya üzerinde hiç var olmamıştı bana göre,” diye yazdı bana.

“Kendimi anlatmak istediğimde anladım ki, aslında kendime bir şeyler anlatmaya çalışıyorum.

“Yaşım tamı tamına 44. İki kızım var.

“Rüya görmekten korkuyorum. Çünkü artık gördüğüm hep aynı rüya… Bir canavara dönüşen ve adına insan denilen o yaratığın ben oluşu.

“Üzgünüm ama çok üzgünüm.

“Küçük kızlarım bana soruyorlar, ‘Baba neden bu kadar suratsızsın?’

“Belki bunları yazdıktan sonra, rahat bir uyku uyurum, kim bilir?”