21 Kasım 2015 Cumartesi

Japon kadını ben öldürmedim

Bugün hasta gibiyim.

Başım ağrıyor. Ama fazla değil. Gözlerim yanıyor, ama biraz. Ateşim, hem var gibi hem yok gibi. Yerini tam tespit edemediğim bir diş ağrım var. Enerjisizim. Bugün her şeyi yapmak özel gayret gerektirecek.

Zaten canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Ama çöpü dışarı çıkarmam gerek çünkü yarın toplanıyor. Çorba yapmam lazım. Mercimekleri hasta gibi olduğuma karar vermeden önce suya koydum.

Oysa bugün kendimi çok iyi hissetmem gerekiyordu.

Dün üç saat kadar yürüdüm. Denizin yaladığı kayalık bir patikadan toprak bir yola çıkarak daha önce bulunmadığım bir sahile geldim. Kumda gün doğarken yengeç yemeğe gelen bir tilkinin ayak izleri vardı. İnce, hızla geçen bulutlar gördüm. Toprak yoldan  köye geri döndüm ve geç bir öğle yemeği yedim. Dönerken arkamda ufuk kıpkırmızıydı. Eve vardığımda karanlık olmuştu. Erkenden yattım.

Rüyamda bir kabus gördüm. Viyana’da bir otel odasındaydım. Eski karım ve onun hiç sevmediğim bir erkek arkadaşı da yanımdaydılar. Genç bir Japon kadın bana masaj yapacaktı ama beceremiyordu. Gitmesini istedim. “Memnun edemedim. Lütfen beni cezalandırın” dedi. Gerek yok, dedim. “Lütfen. Aksi takdirde gitmeyeceğim.”  Yüzünde kararlılık vardı. Peki.  Şu yoga hareketini on defa yap, dedim ve ona kolay bir hareket gösterdim. Kapıyı çekip gittim. Ertesi sabah hava alanına gitmek üzere eşyalarım almaya döndüğümde odada beş altı dedektif vardı. Bir de kolları arkasında, konuşmadan karşıya bakan üniformalı bir polis. Japon kadın balkonda yoga hareketini yaparken donup ölmüştü. Ölümüne, cezalandırmak için onu  balkona kilitlememin neden olduğu düşünülüyordu. Karımın arkadaşı da ordaydı. Dedektiflere “Biri alana gidebilecek, değil mi?” diye sordu. Diğeri bendim ve ben havaalanına gidemeyecektim. Üniformalı polisin kollarıma kelepçe takmak için orada olduğunu anladım. Karımım becerikli arkadaşının, dedektifleri, kadını balkona kilitlediğime ikna ettiğini tahmin ettim.  Masum olduğuma inanılmayacaktı. Geri dönemeyecektim. Hayatım bir hücrede geçecekti.

Polisler harekete geçerken rüya gördüğümü anladım ve kendimi uyandırdım. Kabus bütün ayrıntılarıyla canlı, aklımdaydı. Ağrılığı üzerime abanmıştı. Kendimi hasta gibi hissetmemin nedeni belki buydu. E’yi arayıp ona rüyamı anlatmak istedim ama onu artık arayamazdım.

Acaba saçlarımı kestirmeye mi gitsem? Pedikür ve masaj da mı yaptırsam? Sonra yüzmeye gitsem. Sonra uyusam. Üstümdeki ağırlık kalkar mı?

Telefon çaldı. Kim olduğuna bakmadan açmadım.

Neden kendimi iyi hissetmiyorum? Bu acayip kabusu nereden uydurup gördüm?

Kalkıp gözüme damla damlatıyorum,  bir Panadol yutuyorum, mandalina yiyorum, dışarı çıkıp güneşte oturuyorum. Ama kendimi daha iyi hissetmiyorum.

Acaba hasta gibi değil hasta mıyım?

Kabus aklıma geliyor. Ne anlama geldiğini düşünüyorum, bulamıyorum. Senaryosunu yazdığımız, rejisörlüğünü kendimizin yaptığı bir filmdir rüya. Ama çoğu zaman ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Bizden çıkıyor ama bize ait mi değil mi belli değil.