1 Ekim 2015 Perşembe

Bir sabah beni işe götürmek üzere gelen şoföre "Kilyos’a çek" dedim, hayatım değişti

Çok mutsuzdum.

Hem evde, hem işte, hem dünyada. Akşam üzeri işten eve dönüyordum. Aç karnına iki-üç viski içiyordum. Saat sekiz buçuk-dokuzda yatıp uyuyordum.

Bu aylarca böyle gitti. Bir sabah beni işe götürmek üzere gelen şoföre “Kilyos’a çek,” dedim.

Kıştı. Gri bir gündü. Hava kapalıydı. Yağmur çiseliyordu. Müthiş bir rüzgar esiyordu. Dalgaların köpükleri yüzüme vuruyor, gözlüklerimi ıslatıyordu.

Orada olmak bana iyi geldi. O günden sonra her sabah ya Kilyos’a ya da Belgrad Ormanı’na yürüyüşe gittim. Yavaş yavaş hafifledim. İçimdeki karanlık dağıldı. Beni bağlayan iplerden çözüldüm. İşimden istifa bile etmeden ayrıldım. Ozanköy’deki evimin bitmesine daha birkaç ay vardı. İşçileri umursamayıp evin bir odasında yaşamaya başladım.

Biraz birikmiş param vardı. “Bitinceye kadar burada oturacağım ve hiçbir şey düşünmeyeceğim,” dedim.

Zaman geçti. Yeni bir hayat kurdum. Bu hayatı, daha çok para kazanmak için değil, her gün, vaktimin bir bölümünü bir parkta veya koruda, ormanda veya deniz kenarında geçirecek biçimde düzenledim. Doğanın ilaç olduğunu ve bu ilaçtan her gün almazsam kendimi kötü hissedeceğimi öğrenmiştim.

Geçenlerde doğada bulunmanın olumsuz düşünceleri azalttığına ve beynin bu tür düşünceleri üreten merkezinin faaliyetini hafiflettiğine dair bilimsel bir araştırma okudum.

Biraz şaşırdım. Bu araştırmaya konu olmayacak kadar açık değil miydi? Demek değilmiş.

Dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehirlerde yaşıyor. Bu oranın 2050’de yüzde yetmişe çıkması bekleniyor.

Kentleşme, tam bilinmeyen nedenlerle ruh hastalıklarında artışa neden oluyor.

Araştırmalara göre, bunun muhtemel nedeni kentte yaşayan insanın doğa ile bağının zayıflaması veya tamamen kopmasıdır.

Kent sakinlerinin depresyon, anksiyete veya başka bir ruh bozukluğuna yakalanma riski kırsalda yaşayanlara göre yüksektir. Kentlerde park veya koru yakınlarında yaşayanlar veya kenti arkada bırakıp doğada vakit geçirenlerde bu risk daha düşüktür.

Doğanın insana iyi geldiğine dair başka bilimsel araştırmalar da var.

Pencereleri ağaçlara bakan hastane hastaları daha çabuk iyileşiyor, ağrıyı daha hafif hissediyor.

Doğada olmanın çocuklara iyi geldiğine dair kitaplar var.

Doğa ile temas, beynin çalışmasını, duygularımızı olumlu şekilde etkileyecek biçimde değiştirir.

Stanford Üniversitesi çalışanlarından Gregory Bartman bunu kanıtlamak üzere 90 dakikalık iki yürüyüş düzenledi. Birinci grup yürüyüşünü üniversite kampüsünün ağaçlıklı sakin parkurunda yaptı. İkinci grup trafik gürültüsü olan, endüstriyel bir yolda yürüdü. Yürüyüş bitince yapılan ölçümlerde doğada yürüyenlerin mutluluk derecesinin yükselmiş olduğu gözlendi. Diğerlerinde böyle bir iyileşme yoktu.

Sonuç: Kalabalık, gürültülü ve kirli şehirlerde yaşayanların ruh sağlığı için geniş ve bol yeşil alanlar, parklar olmalı ve şehir sakinlerinin buraları kullanmaları teşvik edilmelidir.

Gezi Parkı için gürültü koparanlar haklıydı. Kentin daha çok yapıya değil, daha çok yeşil alana ihtiyacı var. Bu ihtiyaç iktidarın dostlarının paraya olan ihtiyacından daha büyük, daha önemli ve daha sağlıklıdır.