24 Eylül 2015 Perşembe

Deniz yalısı uzun, dalgalar yüksek, hüzün büyük, günah acı

Lefkoşa 

Bazı şarkılar insana hayat boyu yoldaşlık yapar. 

Benim için, Mikis Theodorakis’in Yorgo Seferi’sin Sto Perigiali To Kryfo (Gizli Koyda) adlı şiirinden bestelediği şarkı bunlardan biridir.

Bir klasik. Birçok sesten dinleyebilirsiniz. En sevdiğim Grigoris Bithikotsis’in* (1922-2005) versiyonudur, ki bu şarkının ilk plağa söylenişi olabilir. Bithikotis kaydı 1962’de yaptı, ama sesi çok daha eskilerden, Aristoteles’in Assos sokaklarını dolaştığı günlerden gelir gibidir.

Bulut çalışması, John Constable, 1822
Bulut çalışması, John Constable, 1822
Altın kumlara
Kazdın adını
Tatlı bir esinti
Sildi yazdığını

Başkaları Theodorakis denince belki de akla ilk gelen isim olan Maria Farantouri’yi tercih edebilir**.

Farantouri bu şarkıyı ilk söylediğinde gencecik, utangaç, siyah saçları uçuşan bir kadındı.

Farantouri’yi ilk dinledikten sonra Theodorakis ona “Şarkılarımı seslendirmek için dünyaya geldiğinizi biliyor muydunuz?” diye sormuş.

Farantouri de “Evet. Biliyordum,” diye cevaplamış.

Bir de Sto Perigiali To Kryfo’nun ikizi olan O Kaimos (Hüzün) şarkısı var ki, hâlâ her dinlediğimde başıma kasvet bulutları toplanır.

*
Ben oradan geçerken, Ömerge’deki orospu mahallesinde Rum kahveci dükkanını açar, sandalyeleri dizmeden önce elindeki kovadan kaldırıma su serper, serper ve serperken kim bilir neler düşünür.

Güneşin asfaltı yumuşattığı saatler daha geçmedi. Sokaklar tenha. Cami boş. Bahçelerden tatlı yasemin ve yanık karanfil kokuları gelir.

Kahvenin kapısı ardına kadar açık. Daha hiç müşteri yok. İçerideki leziz, taş kemerli serinlikten radyoda Bithikiotis’in Kaimos’u söyleyen sesi gelir***.

Deniz yalısı uzun
Dalgalar yüksek
Hüzün büyük
Günah acı

On dokuz yaşındayım ve hüzünlenmeye hazırım. Adımlarımı yavaşlatıyorum.

1963 yazı olmalı – dillerin hâlâ birbirinden kelime ödünç aldığı yılların sonuncusu. Ledra Sokağı’na daha duvar örülmedi, Ermu Sokağı kalabalık. Bütünün parçalara bölünmesine az kaldı ama. Ümitten düş kırıklığına yolculuk başlayacak.

Olabilir mi?

O yaz oradan geçerken – niye oradaydım? – bu şarkıyı duymuş muydum yoksa duyduğumu mu hayal ediyorum?

Hafızanın işleminden geçen her şey uydurmadır, derler. Ama ne zaman o kahve aklıma gelse – öğleden sonraydı, dördü biraz geçiyordu – Kaimos’la beraber gelir.

Orospular – kimisi Türk, kimisi Rum, yaz kış kapıları açık, kış aylarında bacaklarının arasında mangal – tek katlı evlerde faaliyet gösterirlerdi. Her evin bir orospusu, bir de yaşlı hacina yardımcısı vardı. Kapı kapalı olduğunda kadının müşterisi olduğu anlaşılırdı. O kapı benim ardımdan hiç kapanmamıştı çünkü ne param vardı, ne de kendime güvenim.
O evler hâlâ orada, orospular da, şarkılar da.

Issız bir koyda, altın sarısı kumlara bir adam sevgilisinin adını yazıyor. Bir rüzgâr başlıyor tatlı tatlı, yazdığını siliyor. Adam yazacak, rüzgar silecek, adam yazacak, rüzgar silecek ta bu şarkılar bir daha söylenmeyinceye dek.