16 Şubat 2013 Cumartesi

UYKUDAKİ GELİNCİKLER

Büyük yangından sonra uzun zaman adaya dönemedim. Sert rüzgarların önüne kattığı alevler Beşparmak ormanlarının yarısından çoğunu yaktı. Akdeniz’de yangından sonra bir ormanın yeniden olgunlaşması için en az otuz yıl geçmesi gerekir.

Çocukluğumdan beri tanıdığım yerleri artık hiçbir zaman eski oldukları gibi göremeyecektim. 


Çevremde kimsenin tanımadığı eski bir sevgiliyi kaybetmiş gibi, tek başıma yas tuttum.

Sonunda, adaya geri döndüğümde, bir gün, karşıma şaşırtıcı bir manzara çıktı. Yol kenarında, ağaçların kömür ve kül haline geldiği bir yerde, yüzlerce gelincik açmıştı. Kırmızı ve yeşil, temiz ve serin bir görüntü idi. Cenazede annesinin kucağında bir bebek görmek gibi, insana hayat konusunda ümit veriyordu. 

Daha önce orada hiç gelincik görmediğime emindim. Nasıl olmuştu ? Gelincikler nerden çıkmıştı? 

Anlattığımda bir İngiliz bitki bilimci gelincik tohumunun açılmadan bin yıl uykuda durabileceğimi söylemişti.

Bunu doğrulayacak bilgi bulmadım. Evet, Mısır’daki firavun mezarlarında gelincik tohumları bulunmuştu. Ama, yapılan testlerde, bu mezarlarda bulunan bütün tohumların ölü olduğu meydana çıkmıştı. 

Ama bazı tohumların çok uzun ömürlü olduğu kesin: İsrailli botanikçiler 2.000 yaşında bir hurma çekirdeğini, Japonlar yaşının 830 ile 1.250 yıl arasında olduğu tahmin edilen, nilüfer tohumlarını filizlendirdi.

Yangın yerinde gördüğüm gelinciklerin esrarını çözmek için on altı yıl beklemem gerekti. 
Geçen gün, yeni getirttiğim bir biyoloji kitabını karıştırmaya başlayıncaya öğrendim gelinciklerin orada nasıl açılmış olabileceğini. *

Tohum filizlenebilir veya uykuda durabilir. Uykuda kalmayı tercih ediyorsa, muhtemelen, filizlenmesi ve büyümesi için gerekli koşulların bulunduğu zamanı bekliyor demektir. Bu nedenle, uyku durumu doğada büyüyen bitkilerin tohumlarında yaygın olarak görülür. Ticari olarak ekilen türlerinde ise rastlanmaz. 

Birçok tohumun uyanması için ışığa ihtiyacı vardır. Bu tohumların çoğu, gelincik tohumu gibi, küçüktür. Yakınlarında olgun ağaçlar varsa filizlenmezler çünkü gölgede büyüyemezler.
Ağaç tepelerinin arasından yere vuran güneş ışınlarının özelliği değişiktir. Işık-hassas tohumlar bunu algılar. Gölgede olduklarını, filizlenmek için ortamın uygun olamadığını anlar. Dolayısıyla uykuda kalır.

Bazı tohumlar daha da ilginçtir: Ateş ve duman tarafından tetiklenmeden filizlenmezler. Bu özellik, yangıda yok olan bitkilerden geriye kalan boş alanların çarçabuk yeniden yeşermesine neden olur. Sanki de ormanın doğadan aldığı bir yangın sigortası, rezervde tuttuğu bir tohum bankası var.

Sık sık yangınların baş gösterdiği Akdeniz bölgesinde tohumları ateş ve duman etkisiyle filizlenen cinsler yaygındır.

Gördüğüm gelincikler belki de altında bulundukları ağaçların gölgesinden kurtulduktan ve ateşe veya duman tarafından uyandırıldıkları için açılmışlardı. Ben çocukluğumda oralarda yürürken belki onlar uyuyorlardı.

Dağların ve ovaların ağaçlanmak, daha doğrusu çevreye uygun bitki örtüsüne kavuşmak için, insana ihtiyacı yoktur. 

Doğa yangına hazırlıklı ve hatta belki arzuludur. Birçok ağaçta yanmalarını kolaylaştıracak maddeler vardır.

Yangın doğa için boş bir tualdir: Sıfırdan yeni bir bitki örtüsü yaratmak için bir fırsat.

Gene kitabımdan öğrendiğimde göre bitkilerin yeryüzünde en az 470 milyon yıllık bir geçmişi var. Bizden çok önce vardılar, bizden çok sonra da olmaya devam edecekler.

Sen kendine bak Metin Münir, dedim kendi kendime. Doğa için endişelenme. Senin doğaya ihtiyacın var, doğanın sana ihtiyacı yok.

*Plant Biology / Alison M. Smith, George Coupland, Liam Dolan and Nicholas Harberd ve diğerleri.