2 Şubat 2013 Cumartesi

ÜMİT TRAFİK KAZASINDA ÖLÜR MÜ?

“Milli Piyango hesap yapmasını bilmeyenlerden alınan bir vergidir” derler. 

“Kazanma şansının ne kadar küçük olduğunu hesaplayabilenler almaz,” demek istiyorlar. 

İngiliz piyangosundan büyük ikramiye kazanma şansı 14 milyonda bir imiş. 

Bir hesaplamaya göre, Türkiye’de bu şans daha da düşük: 31 milyonda bir. 

Ekonomi ilminin babası sayılan Adam Smith (1723-1790) de kazanma şansının yok denecek kadar az olduğu düşüncesinde. “Elinizde ne kadar çok bilet varsa,” diye yazdı, “kesin olan bu gerçeğe o kadar daha yakınsınız.” 

Amerikalı yazar Fran Lebowitz daha da ümitsiz. “Ben hesapladım,” diyor. “Bilet alın veya almayın, kazanma şansınız aynıdır.” 

Duymuşsunuzdur. Adamın biri gece gündüz, durmadan yüksek sesle, ara sıra ağlayarak, “Tanrım ne olur büyük ikramiye bana çıksın,” diye yakarıyormuş. Kafaları şişen melekler ne yapacaklarını şaşırmışlar. Sonunda toplanıp Tanrı’nın huzuruna çıkmışlar ve “Ne olur Tanrım, kafamız kazan gibi oldu, bu adama büyük ikramiyeyi kazandır da kurtulalım,” diye yalvarmışlar. Tanrı “Kazandırmasına kazandıracağım da,” demiş, “sefil adam bilet almıyor.” 

Bir bilet alıp şansa şans tanımak lazım, demek. 

Ama, milli piyangoyu şans ile ilişkilendirmek konuyu anlamamak demektir. 

Piyango şans ile değil ümit ile ilgilidir. 

Milli piyango ile ilgili bütün istatistiklerden daha baskın bir gerçek var. O da şudur: Milyonlarca insanın bir anda milyoner olmak için tek şansı milli piyango veya başka bir talih oyunudur. 

İnsanlar bu şans gerçekleşebilir diye ümit ettikleri için bilet alıyor. 

Her bilet alan bu ümidi satın alıyor. 

Her milli piyango bileti, çekilişe kadar, o bilete sahip olanın hayalinde, kazanan bilettir. 

Bileti aldığı andan itibaren kişi kazanma ümidi ile hayal kurmaya başlar. Bu hayal ancak bilet alanlar tarafından kurulabilir. Çünkü diğer talih oyunlarına para yatıranları (ve rüşvet bağlantısı yapmış olanları) saymayacak olursak, sadece onlar birden bire büyük paraya kavuşmayı ümit edebilir. 

Nereden mi biliyorum? Sık sık bilet aldığım için tabii ki.

Her şey tükendikten sonra geriye kalan tek şey olan ümit, şanstan baskındır. 

Ümidin geriye kalan son şey olmasının öyküsü de şu: 

Dünyada yaşayan tek ölümlünün insan olduğu çağlarda Prometeus, tanrıların tanrısı Zeus’un emirlerine karşı çıkarak, insanlara ateşi verdi. 

Zeus Prometeus’tan intikam almak için ilk kadını yarattı ve onu Prometeus’un kardeşine verdi. 

Kadını adı Pandora idi. Zeus Pandora’ya, hiç açmamasını emrederek, evlilik hediyesi olarak da bir kutu armağan etti. 

Pandora merakına yenilerek kutuyu açtı ve içinde hapis olan ölüm, hastalık, yeis, kötülük, yaşlılık, nefret, şiddet ve bütün diğer kötülükler dünyaya dağıldı. Pandora hemen kutuyu kapattı ve içindeki son şeyin kaybolmasına mani oldu: Bunun adı ümitti. 

Geçenlerde küçük kızım Sara ara sıra piyango bileti aldığımı öğrenince güldü. 

“Piyango bileti almaya giderken trafik kazasında ölme olasılığı kazanma olasılığından büyük imiş, biliyor muydun?” diye sordu. 

“Hayır bilmiyordum,” dedim. “Sen ‘La esperanza muere al ultimo’ ne anlama geliyor biliyor musun?” 

“Hayır.” 

“İspanyol atasözü. ‘Ümit en son ölür.'" 

Gülme sırası bana geçti. "Ve ümit, kaç defa piyango bileti almaya giderse gitsin trafik kazasında ölmez.”