6 Ekim 2011 Perşembe

Sessiz bir çaresizlik içinde yaşama, derim

Geçen gün tanımadığım bir okuyucudan şu maili aldım: “Yazılarını* okudukça hüzünleniyorum. Ama aslında içimdeki şeylerin bir yerlerine değdikleri için bunları bana hissettiriyorlar sanırım. Bazen yazdıklarından çıkardığım şu oluyor:
‘Bırak oğlum işi gücü, ayrıl fabrikadan, al eşini yanına, yürü git İtalya’ya, bir sene onun o çok istediği aşçılık eğitimini birlikte aldıktan sonra da ne halt edeceksen et.’
“Ama tedirginlerim ağır basıyor, telaşlarım artıyor, endişeler kaplıyor aklımı ya yapamazsak diye.
“Ben, acaba, yarın, çarkların arasında presten geçmiş birisi olarak, 50-60’lı yaşlarımda kendi kendime ağlanacak mıyım, acaba keşke istediklerimi yapmak için koştursaydım diye?
“Ne dersiniz?”
Beni biraz tanıyorsanız ona verdiğim cevabı tahmin etmişsinizdir:
“Evet ağlanacaksın. Garanti ediyorum. Bu nedenle, bırak işi gücü, al eşini yanına, İtalya’ya git yapmak istediğini yap.”

Doğa sevenlerin peygamberlerinden David Thoreau’nun belki de en ünlü sözü şudur: “İnsanların çoğu hayatlarını sessiz bir çaresizlik içinde geçirir.”
Çoğu insan hayatını bir yerde, bir iş yaparak geçirir ama gönlü başka bir yerde, başka bir uğraştadır. Birileriyle yaşar ama başka birileriyle yaşamak ister. Sıkılır. Mutsuzdur. Kendini kapana kapanmış hisseder. Çünkü hayatı, fotokopi makinesi gibi, aynı günleri basar.
Ama, bağlarını koparıp, hızla akan nehirden kendini kıyıya atamaz.
Kainatın kulağına fısıldadığı sesi dinlemek yerine, hayatını gittikçe daha sessiz ve çaresiz hale gelen, sessiz bir çaresizlik içinde yaşamayı seçer. Teslim olur.
Kimse böyle yapmamalı.
En temel ama en az bilinen gerçeklerden bir şudur: Hürüz. Her insan istediğini yapmakta, istediği yolu izlemekte hürdür. Kendini bağlıyor sandığı bağların hepsi (ülke, aile, inanç, iş) onun aklındadır.
Çok uluslu şirketler, hükümetler, fanatikler, ideologlar, vatan-millet-Sakarya’cılar, lobiciler, inanç imalatçıları, yalan haber fabrikatörleri, manipülasyoncular, reklamcılar, halkla ilişkilerciler, okullar, aileler birlikte çalışan duvar ustalarıdır. Gittikçe yükselen ve kalınlaşan bir duvar örerler insanın çevresine. Özden uzaklaştırırlar. Gökyüzünü göremez, kırlarda dolaşamaz, ayaklarını denize sarkıtamaz olur. Dünyası para kazanmak ve harcamaktan ibaret hale gelir. Hayatı yaşamaz, müşterisi olur.
Gerçek ise başkadır ve gizli değildir:
İnsan aklının kazığından başka hiçbir yere bağlı değildir.
Ve, kendinden başka kurtarıcısı yoktur.