1 Eylül 2011 Perşembe

Sarı Ferrari’li ağustos böceği

OZANKÖY
Haziran ayından itibaren, bahçemin bazı yerlerinde, baston ucunun girebileceği genişlikte delikler görünmeye başlar. Bunlar üç mevsim yeraltında yaşayan ağustosböceklerinin yeryüzüne çıkmak için açtıkları deliklerdir. Ağustos böceği yeryüzüne çıktıktan sonra kabuğun delip içinden çıkar ve uçup bir dala konar. Erkekse, eş çekmek için şarkı söylemeye başlar. Çiftleştikten sonra ağustosböceği yumurtalarını yırttığı bir ağaç kabuğunun altına yerleştirir. Sayıları birkaç yüzü buluncaya kadar tekrar tekrar buraya yumurta bırakır. Yavrular, yumurtadan çıktıktan sonra, yere atlar ve bir sonraki haziranda kadar içinde yaşamak için kuyu kazmaya başlar. En alçağı 30 santimetre olan bu delikler bazen 2.5 metre derinliğe kadar iner. Bilim adamlarının tahminine göre ağustosböceklerinin çiftleşme mevsimine kadar yer altında yaşamalarını nedeni onları avlayan kuşlardan ve arılardan korunmak içindir. Dünyanın birçok yerinde yüzlerce çeşit ağustosböceği var.Bunlar arasında 17, 13 yıl toprağın altında yaşayanlar var.

Bu kadar uzun süre toprağın altında nasıl yaşadıkları muamma değil. Ağaç köklerini emip içlerindeki gıdayı alıyor. Ama yeryüzüne çıkmak için 13 veya 17 yıl hatta 10 ayın geçtiğini nasıl anlıyorlar? Ve nasıl hepsi bir anda anlayıp birkaç gün içinde yeryüzüne çıkıyorlar? Bu işte muamma. Burasını 25 yıl önce aldığımda çok daha fazla ağustosböceği vardı. Her geçen yıl azalıyorlar. Girne’nin barbar belediyesi sinekleri öldürmek için yaz geceleri her yere ilacı saçan arabalar yolluyor. Zehir bulutları sineklerle beraber ne varsa, kelebek, arı, cırcırböceği, ağustos böceği, öldürüyor.

La Fontaine’in öyküsünü biliyorsunuzdur. Karınca durmadan çalışır, ağustosböceği saz çalıp şarkı söyler. Kış gelince aç kalıp karıncanın kapısına dayanır ama kapı yüzüne kapanır. Bir öykünün daha çağdaş bir versiyonunu var. Fırtınalı bir kış günü, karınca yem dolu yuvasında, yırtık sabahlığı ve delik terlikleriyle ateşin önünde otururken, dışarından ısrarlı bir korna sesi gelir. Kapıyı açar. Ağustos böceği, boynunda ipek fuları, kaşmir paltosunun içinde kanarya sarısı bir Ferrari’nin direksiyonundadır. Bir kolu yanında oturan süper modelin omzunda, karıncaya bir kutu uzatır. “Sana son CD’mi getirdim,” der. “Paris’e gidiyorum. Oradan bir şey istiyor musun?” Karınca rüzgâra karşı yırtık robdöşambrının yakasını kapatır. “Hayır,” der. “İstemiyorum. Yalnızca Fontaine’i görürsen söyle. Onu gördüğümde bacaklarını kıracağım.”