14 Mayıs 2011 Cumartesi

Güzel, ama neden güzel?


Güneş dolu bir öğleden sonra kumsalda yürürken, yerde bir deniz kabuğu gördüm. Eğilip avucuma aldım.
Yüksük büyüklüğünde, yumurta kabuğundan narin, kâğıt kadar hafif, köy fırınına benzeyen bir deniz yaratığı yuvasıydı. Biri önünde, diğeri altında olmak üzere iki deliği vardı.
Üstünde, kim bilir ne işe yarayan, minik deliklerden yapılmış bir çarpı işareti bulunuyordu. Delikler, iğne ucunun geçemeyeceği kadar ufaktı. Kabuğun altı aynı ufaklıkta, inanılmaz bir dizayna uyan kabarcıklarla süslüydü.
Canlı bir varlık barındırıyor mu, diye içine baktım ama sallayınca, tıkırdayan kum ve kurumuş deniz yosunlarından başka bir şey yoktu. Ev sahibi terk ettikten sonra dalgalarla sürüklenirken içine dolmuş olmalıydı. Avucumun ortasına koyup onu seyrettim ve aklıma şu soru geldi: Kabuk çok ama çok güzeldi. Neden? Neden bu kadar güzeldi?

İçinde yaşayan yaratığın mutlu ve müreffeh bir ömür sürmesi için bir kabuğa ihtiyacı vardı. Bu kabuğun güzel veya çirkin olması işlevini olumlu veya olumsuz bir biçimde etkilemeyecekti. Güzel de olsa, çirkin de, kabuk kabuk olacaktı. Ama çirkin veya sıradan olmak yerine çok güzeldi.
Ömrünün sonuna kadar içinde oturmuş olan yaratık, ki ‘molüsk’ veya ‘yumuşakça’ olarak biliniyor, kabuğunu yaparken Türkiye’yi çirkin binalarla dolduran insanlar gibi davranmamış, gözlere ziyafet bir yapı meydana getirmişti. Neden?
Avucumda kabuk, durduğum yerde etrafı seyrettim. Neredeyse kıpırtısız denizi, koyun ucundaki düzlükten denize yuvarlanmış kayaları, dağı ve arkasında, mandırada koyunlar gibi oturan beyaz bulutları. Ve aslında bu sorunun dünyadaki her şey için sorulabileceğini düşündüm. Yaratılışta her şey büyülü bir güzelliğe, zarafete sahip. Ve bu güzellik kendisi için var, herhangi bir görev yapmak, fonksiyon icra etmek için değil.
“Kâinata bak, her şeyin en mükemmel şekliyle var olduğunu göreceksin” dedi bu durumlarda hep düşüncesini sorduğum arkadaşım. “Güzellik de, bu mükemmeliyetin bir parçasıdır. Senin kabuk da bu nedenle güzel.” Darwin’in evrim teorisine inananlara göre canlılar, zamanın akışı içinde oluşan değişikliklere uyum sağlamak için birtakım özellikler kazanırlar. Bu özellikleri kazanabilenler hayatta kalır ve nesillerini sürdürür. Diğerleri yok olur. Güzellik evrim teorisine uymaz. Çünkü hayatta kalabilmek için şart değildir. Darwinciler, buna karşılık, bir organizmanın her niteliğinin değişikliklere uyum sağlama amaçlı olması gerekmediğini söylerler. “Doğanın bazen istediği gibi oynama izni vardır” derler.*
Güzellik sadece canlılara ait değildir. Cansız kayalar, toprak, su, sonsuz karanlığın içinde parlayan gök cisimleri, yaratılışta her şey, iç titreten bir güzelliğe sahip. Demek kâinatın gemlenemeyen, taşkın bir güzellik yaratma dürtüsü var. Başka bir açıklama olamaz.
Her biri ayrı birer çizim harikası olan tohumlardan galaksilere, her şeyde özenle şekillendirilmiş bir güzellik, simetri var. Her şey olduğundan daha güzel olamayacak kadar güzel, sanki. Ama bu güzellikleri kaç kişi görüyor? Ne yazık ki, varlığın insanlar tarafından en az fark edilen özelliği güzelliğidir.
Hiçbir cehennemin ateşi dünyayı çirkinleştirenler, kirletenler, var olan yaratıkları yok edenler için yeteri kadar sıcak değil.
*Shapes (Şekiller), Philip Ball