16 Nisan 2011 Cumartesi

Salyangozlu köyün kavalcısı

Ozanköy
Yeryüzündeki her canlıda hayatını en iyi şekilde yaşamasını, neslini sürdürmesini ve hayattan zevk almasını sağlayan bir zekâ var.
Tek hücreli basit yaratıklardan yaratıkların en karmaşığı olan insana kadar bütün canlıların en çarpıcı ortak özelliklerinden biri bu zekâdır.
Bahçenin bana öğrettiği ve siklamenlerin başına bela olan salyangozları incelerken yeniden öğrendiğim gerçeklerden biri budur. Siklamen, tavşankulağı ve buhurumeryem (ne kadar hoş bir isim değil mi?) olarak da bilinen, ilkbaharda açan bir çiçektir.
Bazı bilim adamları bitkilerde ve hayvanlardaki “aklın” bizimkinden farklı olarak, içgüdüsel yani doğuştan ve otomatik olduğuna inanıyor. Bilimsel kanıtım yok ama ben inanmıyorum. Onlar da bizim gibi akıllarını eğitebiliyorlar, koşullara uydurabiliyorlar.
Hiçbir canlıyı öldürmek istemediğim için zamanında önlem almadım ve bahçem salyangoz doldu. En çok, benim de en çok sevdiğim çiçeklerden biri olan siklamenin yapraklarını yemekten hoşlanıyorlar.
Yaprak bitkilerin besin organıdır, ihtiyaçları olan oksijen ve karbonu atmosferden almalarına yarar. Yenmeleri siklamenleri zayıflatıyor ve güve tarafından yenmiş kazak gibi, çirkinleştiriyor.

Salyangozdan kurtulmak kolay değil. Okumakta olduğum, kahramanı salyangoz olan bir kitaptan* öğrendiğime göre, salyangoz bir defada otuz ile elli arasında minik yumurta doğurur.
Doğurması için çiftleşmesine de gerek yok çünkü hermafrodit veya hünsadır. Hem erkek hem dişi cinsiyet organlarına sahiptir. Çiftleşmek istediğinde erkek veya dişi gibi davranabilir.
Bilim adamlarının yazdığına göre bazen flört eden iki salyangozdan ikisi de erkek veya dişi gibi davranmakta ısrar eder ve birleşme meydana gelmez. Bir süre boynuz sürtüştürdükten sonra hışımla ayrılırlar.
Bazı salyangoz çeşitleri çiftleşmeden önce yan yana gelip birbirlerine minik ama olağanüstü güzellikte oklar atarlar. Kimileri aşk faslı sona erdikten sonra oklarını geri alıp bir dahaki sefer için saklarmış. Salyangozlar arası romantik buluşmaları o kadar basit sanmayın. Yedi saat sürüyor ve üç aşamadan geçiyor. Flört, spiral şeklinde birbirlerine sarılma ve tamamına erdirme.
Bu çiftleşme işinin bir başka ilginç ve benim için korkunç tarafı daha var: Salyangoz, canı isterse veya tek ise -ki benim bahçemde tek olması benim harem kurmam kadar imkânsızdır- birleşmeden de doğurabilir. Hem de defalarca.
Bahçedeki marulların yapraklarında yeni beliren minik delikleri gördükçe defalarcanın ne anlama geldiğini anlıyorum. Acı acı.
Cinsine göre beş ila yüz bin arasında dev nörona sahip beyni, hafızası olan salyangozların gıpta ettiğim birçok özelliğinden biri şudur: Gıda veya hava koşullarından memnun olmadıkları zaman güvenli bir yere çekilip kabuklarını mühürlerler ve arkasında inzivaya veya uykuya çekilirler. Rüya görürler mi? Al sana bir muamma daha.
Salyangozlar gündüzün kabuklarına çekilip taş duvarların, ağaç kovuklarının içine, yaprakların altına veya bitki çürüklerinin arasına saklanırlar. Geceleyin ortaya çıkarlar. Onun için onlarla ilgilenmek isteyenlerin de gececi olması gerek.
Salyangozlar toprağı ve çürük yaprak ve bitki parçalarını elden geçirerek yararlı bir işlev görürler. Kitapta benim istediğim bilgi dışında her şey var: Öldürmeden onlardan nasıl kurtulunur?
Kaval çalsam arkamdan gelirler mi?
*The Sound of a Wild Snail Eating (Yabani Bir Salyangozun Yerken Çıkardığı Sesler), Elizabeth Tova Bailey