21 Ocak 2011 Cuma

Mesai ve mutluluk

Mutluluk iş saatleri dışına has bir duygudur. Batı’da mutluluk konusunda son zamanlarda yapılan araştırmaların ortaya çıkardığı en önemli bulgulardan biri bu.
Harvard Üniversitesi eski başkanlarından Derek Bok kısa bir zaman önce piyasaya çıkan Politics of Happiness (Mutluluk Politikaları) adlı kitabında bu olguyu şöyle özetliyor:
“Gün içinde insanlara zevk veren aktivitelerin hemen hemen hepsi mesai dışında cereyan ediyor. Seks yapmak, aile ile birlikte olmak, arkadaşlarla buluşmak gibi. İşe gidip gelmek dahil, günün daha az zevkli olan saatleri ise insanın işi ile ilişkili olanlardır.”
Katılıyor musunuz?
Aldıkları maaşı çalışmadan onlara verseniz kaç kişi işe gider?
Kaç kişi sabahleyin uyanmak istemediği bir saatte uyanıp, yapmak istemediği bir yolculuktan sonra bulunmak istemediği bir ortamda muhtemelen sevmediği insanlarla, hoşlanmadığı bir uğraşa gününün üçte birini hasreder?
İstisnalar dışında, mesai sevdiğiniz şeyleri finanse edebilmek için sevmediğiniz şeyleri yapmaktır. On altı saat özgür olabilmek için sekiz saat zindanda yapmaktır.
Sadece sevilerek yapılan iş mesai değildir. Sevilerek yapılan iş eğlencedir, oyundur. Vermek değil almaktır. Mahkûmiyet değil özgürlüktür. Daraltmaz, genişletir. Kapatmaz, açar.
Ama işini seven, işsiz bir hayat düşünmeyen kaç kişi var?
Araştırmalar mutluluğun mesai dışı bir olgu olduğunu gösterdiğine göre, herhalde çok az kişi.
“İnsanlar çalışmak zorunda oldukları için mutsuzdurlar” demek istiyor da diyemiyor mu araştırmalar?
İşsiz hayatın düşünülemeyeceği bir çağda yaşıyoruz. Ama bu, iş denilen şeyin insanların yanlış yolda olduğunun en büyük kanıtlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmez.
İnsandan başka hiçbir yaratık çalışmıyor. Onun için bütün hayvanlar insanlardan mutludur veya insanlar bıraksa, olacaklar. Ama gene de bizden mutludurlar. İnanmazsanız serçeleri, sığırcıkları, kargaları, kırlangıçları izleyin.
İnsan “Ben bütün yaratıklardan akıllıyım” diyor. Acaba doğru mu?
Uzağa gitmeye gerek yok. Evin kedisine bakın. O bütün gün oynarken, uyurken, kuşların, kertenkelelerin peşinden koşarken biz ona bakmak için çalışıyoruz. Kedinden akıllı olsaydık biz otururduk, o bize bakardı.
Akıllı bir yaratık hiçbir şey yapmamak dururken iş diye bir şey çıkartır mı?
Bazı şeyler icat edildikten sonra yok edilemez. İş bu şeylerden biridir. Kırılan bir şişe nasıl kırılmamış haline geri döndürülemezse işin olmadığı zamanlara geri dönülemez. Onun için ne yapın yapın sevdiğiniz bir işle uğraşın. Siz o şansı kaçırdınızsa çocuklarınızı sevdikleri şeylere yöneltin. Bu belki de onlara yapabileceğiniz en büyük iyiliktir.
Onlara deyin ki: “Sizi en çok ne çekiyorsa, gücünüzü ve gayretlerinizi ona yoğunlaştırın. Bu çekim bir ihtiyaçtan doğar. Hayat-amacınıza işaret eden eldir. Hayatın mutlu olmanız için izlemenizi istediği yoldur.”