4 Aralık 2010 Cumartesi

‘İçimde 17 yaşında genç bir kız var’ dedi

Oğlum iki haftalık sömestr tatilinin üç gününü deneyim kazanmak için İstanbul’da bir anaokulunda çalışarak geçirdi.
“Nasıl geçti?” diye sordum, birlikte yemek yerken.
“Beklediğimden ilginçti” dedi.
Neyin ilginç olduğunu sordum.
“Çocuklar” dedi. “Çocuklar çok orijinal” dedi. “Gerçek. Hiçbir sahtelikleri yok.”
Bana “Teşekkür ederim” demeyi reddeden oğlanı anlattı. O hariç sınıfındaki çocukların hepsi kendileri için bir şey yapıldığında teşekkür ederim demeyi öğrenmişler. “Teşekkür ederim de” dendiğine o dudaklarını kısıp soldan sağa kafasını sallıyormuş. “Iıh.” Teşekkür ederim demezsen sana su yok! “Iıh.” Bahçeye çıkamayacaksın. “Iıh.”
Oğlum. Gelecek mayısta on sekizine basacak. Ne zaman büyüdü? Bebeklik kokusu hâlâ burnumda. Koruya tırmanırken sırtımdaki bebek çantasında uyumaya başladığını vücudunun ağırlaşmasından anlardım. Başı omzuma düşerdi. Ne zaman bu kadar kocaman oldu?
Benim gözümde herhalde hiç büyümeyecek. Ama çocuk falan değil artık. Çocuklarla ilgili hüküm veren genç bir bilge.

Selim’in sözlerini ona nakledince, kız arkadaşım da bana gençliği tanımladı. “Gençlik, pek çok şeyin ilk kez tecrübe edildiği zamandır” dedi. “Gençlikte, hemen her şeyin harika olmasının bir nedeni de budur. Artık çocuk değilsindir, yetişkinler dünyasının bir ferdisindir ve o dünyayı deneyimlemeye hakkın vardır. Dolayısıyla her gün yeni bir keşiftir senin için... Her gün bir öncekinden farklıdır, işte bunun coşku ve mutluluğunu yaşarsın.”
Biraz durdu, “Yaşlanmak ise kanıksamak, heyecanını, coşkunu kaybetmek, yaşamdan artık eskisi kadar keyif almamaktır.”

“Bir dakika” dedim. “Benim sahama girdin. Sana yaşlanmayı ben anlatayım. Çocukluk ve gençlik doğaldır. Yaşlılık ise rol yapmaktır. Kostüm giyilerek yapılan bir rol. Kostüm de beyaz saçların, buruşan cildin, yumuşayan adalelerindir. Rol yapıyorsun çünkü aslında çocuk da genç de hâlâ içindedir. Ama gizlidirler. Onu sen bilirsin ama başkaları görmez.”
Doksan dört yaşında bir kadın. Artık vaktinin çoğunu konuşmadan oturarak veya uzanarak geçiriyor. Ama hâlâ bakımlı. Söze karışıyor.
“İçimde 17 yaşında genç bir kız var” diyor. “Ama aynaya bakmak istemiyorum çünkü yüzüm buruş buruş. İçimde hâlâ bir çocuk var ama vücudum o çocuğa yetişemiyor.”
Amaçsız bir yolculuk işte. Yolu da yolcuyu da sen seçmiyorsun. Yolda karşılaşacaklarını da. Yol ne kadar uzun, nerede, nasıl bitecek? Kim çocuk, kim genç, kim yaşlı?
Geri dönüş yok. Teslim ol, gözle, keyfini çıkart.

Su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz
su serin,
çınar ulu,
ben şiir yazıyorum,
kedi uyukluyor,
güneş sıcak,
çok şükür yaşıyoruz.
suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze (*)

*Nazım Hikmet Ran