27 Mart 2010 Cumartesi

Hazen arısı

Ozanköy
Avuçlarımı birleştirip bir su kabı yapıyorum ve deponun çeşmesinin altındaki taş yalağa sokup su alıyorum. Ağaç kütüğünün içindeki siklamene veriyorum.
Yaprakların altında gizlenen tombul bir hazen arısı kütüğün üstüne zıplıyor. Şaşkınlığını hissediyorum. Başından aşağı beklemediği bir anda bir kova su boşaltılmış bir insandan farksız. Kanatlarını ıslattığım için uçup kaçamıyor.
Üzerindeki saksıyı kaldırınca sütunun yuvarlak deliğinde uyuyan iki kertenkele görüyorum. O dar yere sığışmak için birkaç defa dolanıp birbirlerine geçmişler. Kıpırdar gibi olduklarında saksıyı geri koyuyorum.
Taşı kaldırınca bir solucan hızla deliğine dalıp kayboluyor. Kırmızı, daha önce hiç rastlamadığım, küçük bir böcek görüyorum. Bir kırkayak kaçıyor.
Kiralık yok. Doğada her yer sahipli. Işığın nüfuz etmediği deniz diplerinde, el yakan sıcak sülfürlü sularda, buzulların altında, uçakların uçtuğu yüksekliklerde bile dökümü yapılmamış, özellikleri bilinmeyen sayısız organizma var.
Bir avuç toprakta on binlerce yeryüzünde hayat başlatacak tohum ve canlı varlık barınıyor.
Her canlı her an çoğalıyor, büyüyor veya çoğalıp büyüyeceği mevsimin gelmesini bekleyerek dinleniyor.
Voyager (Gezgin) I ve II adlı ikiz uydular da Güneş Sistemi’nin uzayla birleştiği hududu geçip yıldızlar arası boşluğa ulaşmaya çalışıyor.
Voyager I daha önde. Günde bir milyon mil mesafe kat ediyor ama Güneş Sistemi’nin içinde bulunduğu balonun dışına çıkmasına daha çok zaman var. Oysa 32 yıldır yolda. İnsan elinden çıkma objeler arasında dünyadan en uzak olanı.
Nükleer aküleri 2020 yılına kadar uydulara elektrik sağlamaya devam edecek. Sonra susacaklar. Ama gördüklerini kendilerine saklayarak belki de sonsuza kadar yol almaya devam edecekler yüksek bir yerden atlayan ama bir türlü yere düşemeyen bir insan gibi.
Voyager I Mars’ı, Jüpiter’i, Satürn’ü, Uranüs ve Neptün’ü geçti ve ABD’deki uzay üssüne birçok bilgi ve fotoğraf yolladı. Ama en önemli bilgiyi, zaten biliniyor diye, yollamadı. Bu bilgi hiç hayat emaresine rastlamadığıdır. Trilyonlarca kilometrekarede ne bir yaprak, ne bir kuş.
Kâinatta belki de hayat olan tek yer hoyratça hırpaladığımız dünyamızdır. Gezginler bütün varlığı dolaşsalar belki de hiç canlıya rastlamayacak. Bir hazen arısı görebilmek için kâinatın sonuna kadar gidip geri gelmeleri gerekebilir.
Burada hayat yeni bir mevsime giriyor. Yeşil bir koku var. Kuşlar ötüşmekte. Nar, badem, incir taze ve temiz yaprak giyinmiş. Frezya, yasemin, biberiye, adaçayı ve lavanta çiçek açmış.
Uyduların bulunduğu yerlerden ise artık yeryüzü görünmüyor. Güneş bile sönük bir ışık parçası olarak seziliyor.
Uydu olacağıma hazen arısı olmayı tercih ederim diye düşüyorum.