13 Şubat 2010 Cumartesi

Geriye kalan her şey

Türkiye-Suriye hududunun mayınlardan temizlenme işi ne oldu çocuklar?

Meclis’te milletvekilleri birbirine girdi mi günlerce tartışıyorsunuz ama en önemli tasarılar medyaya uğramadan yasalaşıyor. Neden ilgilenmiyorsunuz?

Üçüncü köprüden ne haber? Karadeniz’in kuzeydoğu ve batısındaki arazilerin malum şahıslar tarafından kapatıldığı doğru mu?

İstanbul Belediyesi’nin kaç işini İstanbul Belediyesi’nin veya belediyecilerinin kurduğu şirketler yapıyor?

Türkiye Avrupa’nın eroin ve morfin üssüdür diyorlar. Afganistan/İran ile Avrupa arasında köprü olan Türk mafyası bu işten yılda iki milyar dolar kazanıyormuş. Kim bunlar?

Bu soruların cevabını nerede bulacağız?

Soygun olabilmesi için medyanın gözlerinin bakması ama görmemesi veya görmesi ama anlamaması veya anlaması ama söylememesi gerekir.

Ünlü İngiliz gazete patronu ve modern gazeteciliğin babalarından olan Lord Northcliffe’in (1865 1922) sözlerini bir defa daha hatırlayalım: “Haber bir yerlerde birilerinin örtbas etmeye çalıştığı şeydir. Geriye kalan her şey reklamdır.”

Bir yerlerde şöyle buna benzer bir şeyler okudum:
“Güç mevkiinde olanlar bu gücü kendi çıkarları için kötüye kullanabilirler. Bunlar politikacı, bürokrat veya işadamı olabilir. Halka zarar verebilecek birçok şeyler yapabilirler. Kokuşmuş olabilirler. Para çalabilirler. Yasaları çiğneyebilirler. Veya sırf beceriksiz oldukları için işlerini doğru dürüst yapamayarak zarar verirler.

“Ve bütün bunları gizli tutmak, örtbas etmek isterler.

“İktidardakiler gizlemek isteseler bile bunları bilmek halkın hakkıdır.

“Halkın bu hakkının kullanmasında en büyük iş basına düşer. Basının temel halının altına süpürülenleri ortaya çıkarmak ve bilgilendirmek, güçlülerin hırsızlığından ve kötülüğünden güçsüzler ve sessizleri korumaktır.

“Bazen basın halkın değil güç mevkiinde olanların, bu gücü kendi çıkarları için kötüye kullananların yanında yer alır. Çünkü medya patronları politikacılar ve bürokratlarla işbirliği yapı ülkenin zenginliklerine el koymak isterler.”

İyi gazeteci araştıran, karıştıran, ortaya çıkaran, rahatsız eden gazetecidir.

Politikacılar böyle gazetecileri sevmez. Ama iyi bir gazeteci zaten politikacıdan sevgi veya lütuf beklemez.

Daha acısı, bazen böyle gazetecileri gazete patronları, hatta, daha acısı, yöneticileri de sevmez.
Türkiye’de hükümet sağ eliyle teşvik verip sol eliyle kol bükerek basına yeni bir yapı vermeye çalışıyor. Uyumlu, uysal, boyun eğen, öven, bir medya arzulanıyor.

Erdoğan “Böyle başa böyle tıraş” diye düşünebilir.

Ama düşünmesi gereken bir şey daha var:
Uysal bir basınla yönetilen bir ülke rahat yönetilebilir, ama iyi yönetilemez.