27 Şubat 2010 Cumartesi

Şükür

OZANKÖY
Tanrı yok ve insan dünyaya bir defa gelir diyorlar, ama benim birine şükretmem gerek.
Bu ıslak taş duvarlar için. Bu servi için. Duvarlardan sokağa sarkan sarı ve beyaz yaseminler için. Margarin tenekesinde büyüyen frezyalar için. Dağlara yaslanan bulutlar için. Yağmur için. Denizin bittiği yerde görünen sıra dağlar için.
Cennetin yeryüzündeki temsilcisi olan bu bahçe için.
Hava kararınca ışıklandırılan manastır için. Şöminenin yanındaki bakır kazanın içindeki odunlar için. Telaşla kaçan uzun bacaklı örümcek için. Kedi gibi mırlayan buzdolabı için.
Yorgunluğumu geçirmek için bekleyen yatak için.
Şöminenin önündeki koltuğun üzerinde, elime alınmayı bekleyen, Paul Dirac’ın biyografisi için, açılmayı bekleyen lamba, yakılmayı bekleyen mum, sürülmeyi bekleyen kolonya, adımları bekleyen halı, giyilmeyi bekleyen kaşmir şalvar için.
Yün çoraplar için. Terlikler için. Ocaktaki mercimek yemeği için. Benimle aynı evde oturan serçeler için.
Biber ağacına astığım yerfıstığını yiyen baştankaralar, taş yalaktan su içen keklikler, gürültücü kargalar ve saksağanlar için.
Bahçemin gizli kovuklarında uyuyan yılanlar, kertenkeleler, kirpiler için. Ürkek üveyikler için.
Dışarıyı içeri alan pencereler için.
Beni sevenler için. Benim sevdiklerim için.
Sessizlik için. Sabah doğan ve odama giren güneş için. Geceleyin gelen karanlık için. Yorgunluk ve dinlenmek için.
Bütün bunlar ve daha birçok şey için birisine şükretmem, teşekkür etmem lazım. Tanrı olmasa da, insan dünyaya bir defa gelse de, dünya kötülükler ve çirkinliklerle dolu, kâinat anlamsız ve amaçsız olsa da...

13 Şubat 2010 Cumartesi

Geriye kalan her şey

Türkiye-Suriye hududunun mayınlardan temizlenme işi ne oldu çocuklar?

Meclis’te milletvekilleri birbirine girdi mi günlerce tartışıyorsunuz ama en önemli tasarılar medyaya uğramadan yasalaşıyor. Neden ilgilenmiyorsunuz?

Üçüncü köprüden ne haber? Karadeniz’in kuzeydoğu ve batısındaki arazilerin malum şahıslar tarafından kapatıldığı doğru mu?

İstanbul Belediyesi’nin kaç işini İstanbul Belediyesi’nin veya belediyecilerinin kurduğu şirketler yapıyor?

Türkiye Avrupa’nın eroin ve morfin üssüdür diyorlar. Afganistan/İran ile Avrupa arasında köprü olan Türk mafyası bu işten yılda iki milyar dolar kazanıyormuş. Kim bunlar?

Bu soruların cevabını nerede bulacağız?

Soygun olabilmesi için medyanın gözlerinin bakması ama görmemesi veya görmesi ama anlamaması veya anlaması ama söylememesi gerekir.

Ünlü İngiliz gazete patronu ve modern gazeteciliğin babalarından olan Lord Northcliffe’in (1865 1922) sözlerini bir defa daha hatırlayalım: “Haber bir yerlerde birilerinin örtbas etmeye çalıştığı şeydir. Geriye kalan her şey reklamdır.”

Bir yerlerde şöyle buna benzer bir şeyler okudum:
“Güç mevkiinde olanlar bu gücü kendi çıkarları için kötüye kullanabilirler. Bunlar politikacı, bürokrat veya işadamı olabilir. Halka zarar verebilecek birçok şeyler yapabilirler. Kokuşmuş olabilirler. Para çalabilirler. Yasaları çiğneyebilirler. Veya sırf beceriksiz oldukları için işlerini doğru dürüst yapamayarak zarar verirler.

“Ve bütün bunları gizli tutmak, örtbas etmek isterler.

“İktidardakiler gizlemek isteseler bile bunları bilmek halkın hakkıdır.

“Halkın bu hakkının kullanmasında en büyük iş basına düşer. Basının temel halının altına süpürülenleri ortaya çıkarmak ve bilgilendirmek, güçlülerin hırsızlığından ve kötülüğünden güçsüzler ve sessizleri korumaktır.

“Bazen basın halkın değil güç mevkiinde olanların, bu gücü kendi çıkarları için kötüye kullananların yanında yer alır. Çünkü medya patronları politikacılar ve bürokratlarla işbirliği yapı ülkenin zenginliklerine el koymak isterler.”

İyi gazeteci araştıran, karıştıran, ortaya çıkaran, rahatsız eden gazetecidir.

Politikacılar böyle gazetecileri sevmez. Ama iyi bir gazeteci zaten politikacıdan sevgi veya lütuf beklemez.

Daha acısı, bazen böyle gazetecileri gazete patronları, hatta, daha acısı, yöneticileri de sevmez.
Türkiye’de hükümet sağ eliyle teşvik verip sol eliyle kol bükerek basına yeni bir yapı vermeye çalışıyor. Uyumlu, uysal, boyun eğen, öven, bir medya arzulanıyor.

Erdoğan “Böyle başa böyle tıraş” diye düşünebilir.

Ama düşünmesi gereken bir şey daha var:
Uysal bir basınla yönetilen bir ülke rahat yönetilebilir, ama iyi yönetilemez.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Rahat ol, güzelsin

Kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz? Vücudunuzu beğeniyor musunuz? Yeteri kadar zayıf mısınız? Burnunuz güzel mi? Memeleriniz dolgun mu? Gözlerinizin çevresindeki kırışıklılar belirginleşiyor mu?

Eğer belinizin çevresinde yağ varsa kalbinizin ve karaciğerinizin etrafında da buna orantılı yağ olacağına ve bunların sizi kalp krizinden öldüreceğine inanıyor musunuz?

Ben genç ve güzelken kadınlarda sıskalık aranılan bir özellik değildi. Erkeklerin hayallerini Sophia Loren ve Marilyn Monroe gibi dolgun kadınlar süslerdi.

Şimdi kilosundan memnun kadın bulmak neredeyse imkânsız. Ne kilosundan ne de olduğu gibi olmaktan. Süper modeller dahil güzelliğinden kuşku duymayan yok gibi.

Diyet yapmak bir salgın halini aldı. Her yıl daha çok sayıda insan estetik cerrahi geçiriyor, botoks yaptırıyor.

Sıska tombuldan güzel değil, aslında. Ama Bodies (Vücutlar) adlı kitabın yazarı olan Susie Orbach’ın deyimiyle “vücut nefreti tacirlerinin” bombardımanı altındayız.

Bu tacirler olduğumuz gibi olmaktan memnun olmamamızı istiyorlar. Aynaya baktığımızda kendimizi beğenmemeliyiz ve daha çok çekici olmak için para harcamalıyız.

Daha çok cilt kremi, makyaj malzemesi satın alınmalı. Yürüme bantlarının üzerinde daha çok vakit geçirilmeli. Daha güzel görünmek için bıçağın altına yatmalı. Sağlıklı ve sıska olmak için daha çok vitamin yutmalı.

Çoğunluk için şişmanlamanın zayıflamaktan kolay olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Onun için zayıflığı hedef seçtiler. Bu değişiklik 1960’larda başladı. Ondan önce insanların çoğu zaten parasızlıktan sıska idi, bugünkü bolluk yoktu.

Wired dergisinin bir araştırmasına göre, Playboy güzellerinin ortalama gövde kitlesi 1960’larda 19.2’den günümüzde 17.6’ya düştü. Ortalama bir kadınınınki 22.2’den 26.8’e yükseldi.

Ortalama bir model günümüzde ortalama bir kadından en az dörtte bir zayıftır.

Hekimlerin ve ilaç imalatçılarının de arasında bulunduğu büyük bir endüstri var bu kampanyanın arkasında. Herkesi ebediyen genç, güzel ve sıska olmak zorunda olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Ve başarıyorlar da. Ve çok da para kazanıyorlar. Amaç da o zaten.

Güzel olmak güzledir ama güzelliğin sıskalık veya tombullukla alakası yoktur. Doktorlar ne derse desin, sağlıklı olmanın da.

Herkes sana senin için neyin iyi olduğunu söylemekle meşgul. Aslında bunu söylerken senden fazla bir şey bildikleri yok. Ne daha güzel ne daha genç olmak mümkündür ve güzelliği meydana getiren sadece fizik değil hoş kişilik özellikleridir.

En iyisi, insanın olduğu gibi görünmesi, göründüğü gibi olması. Zaten güzellik bakanın gözlerindedir.