17 Aralık 2009 Perşembe

Yanlış yerde

Yanlış yerde doğdunuz çocuklar. Benim gibi Kıbrıs’ta doğacaktınız ve çocukluğunuzu ve lise yıllarınızı orada geçirecektiniz.

Amerika’da zenci çocuklar zenci olduklarını, yani büyük toplumun küçük, geri, hor görülen bir mensubu olduklarını 4-5 yaşlarında anlarmış.

Ben Rum çoğunluğun içinde istenmeyen bir Türk azınlığa mensup olduğumu sıcak bir gün köy kuyusundan su çekerken Rum çocuklar tarafından taşlandığımda öğrendim.

Orada, pasaportunuzu kaybettiğinizde pasaport kuyruğuna girecektiniz, sıranız geldiğinde Rum memurun “Siz aptal Türkler hep pasaport kaybedersiniz. Geç sıranın sonuna” dediğini duyacaktınız. Sıranız tekrar geldiğinde, “Öğle tatili oldu. Git öğleden sonra gel” diyecekti.

Sekiz yüz seksen yarışını kazandığınızda jimnastik öğretmeninizin sizi kutlamak yerine ikinci gelen Rumun yanına gidip “Sen nasıl bir Türke geçilirsin?” diye onu nasıl azarladığını duyacaktınız.

Havaalanı gümrüğünde sadece sizin bavulunuz didik didik aranacaktı ve arkadaşınıza getirdiğiniz bir şişe rakıya bedelinin iki misli gümrük vergisi alınacaktı.

Bir gün eve geldiğinizde sokak kapısı açık, komşuları girişte birikmiş bulacaktınız. Yukarı çıktığınızda babanızı dövülmüş, kolu kırık, yatakta yatar bulacaktınız. Rumlar tarafından tenha bir yerde kıstırılmış, canını zor kurtarmıştı.

Hayatınızın ilk yıllarını geçirdiğiniz köy can korkusuyla boşaltılacak, geri döndüğünüzde taş üstünde taş bulamayacaktınız.

Tanıdıklarınız köyden şehre gitmek için yola çıkacak, hiç varamayacaktı.

İçinden geçtiğiniz köylerde yaşayanlar öldürülecek, toplu mezarlara gömülecekti.

Polis tarafından götürülüp bir daha geri dönmeyenlerin hikâyelerini dinleyecektiniz.

Duvarlarda, öldürülenlerin büyütülmüş vesikalık siyah beyaz fotoğraflarını görecektiniz.

Geceleyin patlama sesleriyle uyanacaktınız. Çok uzaklarda olmayan bir yangının damların üzerindeki alevini görecektiniz, yanan ahşabın çıtırtısını duyacaktınız, korkudan uyuyamayacaktınız.

Aylarca, dağda, elinizde eski bir tüfek, aç ve pireli, nöbet tutacaktınız ve her sabah orada olmamak isteğiyle uyanacaktınız.

Bir gün, bir sahil köyünde, size elinde bomba patlayıp ölen arkadaşınızın arkada bıraktığı pantolonu ve gömleğini getireceklerdi ve parçalanıncaya, giyilmez oluncaya kadar onları giyecektiniz.

Pasaportunuz iptal edilecekti, vatandaşlıktan atılacaktınız, yıllarca memleketinize dönemeyecektiniz.

O zaman kolaylıkla anlayacaktınız barış güvercini ağzında zeytin dalıyla havalandığı zaman av tüfeğini çıkarmak değil, onun konması için yer açmak gerektiğini.