24 Mayıs 2009 Pazar

ASM: Karanlıkta bir ışık

65 yıldır karanlık olan bir yerde ışık dolaşıyor. Karnımın içinde. Karnım adale, kan, yağ, dokudan meydana gelen bir mağara.

Olup bitenden habersiz, hareketsiz, ameliyat masasının üstünde ölü gibi yatıyorum. Gözkapaklarım, açılmalarını önlemek için beyaz flasterle tutturulmuş. Solunum cihazıyla nefes alıyorum. Kalp atışımı, tansiyonum ve ateşimi sürekli ölçen aletlere bağlıyım.

Bayıltıldıktan sonra cerrah, Profesör Metin Çakmakçı, göbeğimin altında bir kesik açıyor. Eldivenli eli, bir dartçınınki gibi, bir an nişan alır gibi bedenimin üzerinde duruyor, sonra kararlı bir biçimde aşağı inip bir santimetre civarında, uzunlamasına bir delik açıyor. Şaşırtacak kadar az kan akıyor.

Kesikten içeri metal bir boru; borunun içine ise ucunda ışık ve televizyon kamerası bulunan; tıp dilinde “laparoskop” olarak bilinen, bir aygıt sokuluyor. Cerrah Kemal Raşa’nın kullandığı bu aygıt görüntülediklerini solumdaki bir ekrana yansıtıyor. Ameliyat bu ekrana bakılarak yapılacak.

Çakmakçı emin parmaklarla ilk kesiğinin altına bir kesik daha açıyor, bir de onun altına.
Her bir kesiğin içine metal birer boru veya kılıf yerleştiriyor. Karnım, mevcut alanı büyütüp ameliyatı kolaylaştırmak için, gazla şişiriliyor. Ekrana yansıyan karın boşluğumda yengeç ayağına benzeyen iki metal aygıt beliriyor. Bunlar göbeğimin altındaki kılıflardan içeri sokulan bıçaklar. Ameliyat bunlarla yapılacak. Hareket etmeye başlıyorlar.

Ameliyatın amacı beni sol kasığımdaki fıtıktan kurtarmak. Fıtığa, karın duvarının delinmesi ve bağırsağın buradan çıkması neden oluyor.

Çakmakçı önce yavaş yavaş, delikten dışarı çıkmış yağ ve dokuları içeri çekiyor. Sonra kılıftan yeni bir metal yengeç ayağı sokuyor ve bunun içinden ağ şeklinde bir yama çıkarıyor. Fıtık deliğini bu yamayla kapatacak.

Ekrana bakarak ağı fıtık deliğinin bulunduğu yere sürüklüyor ve zımbalıyor. “Çıt çıt” diye sesler duyuyor muyum yoksa hayal mi gördüm, emin değilim.

* * *

Fıtık uzun zamandan beri beni rahatsız ediyordu. Ameliyat olmam gerektiğini biliyordum ama bugün yarın diyerek aylarca erteledim. Sonra bir gün Anadolu Sağlık Merkezi’ni * (ASM) gezmek ve doktorlarıyla tanışmak için bir davet aldım. ASM’de bir gün geçirdim ve iki ameliyat izledim. Bunlardan biri açık kalp ameliyatı, diğeri ise Çakmakçı ve ekibinin yaptığı fıtık ameliyatıydı. Bu ameliyatı izlediğim içindir ki, kendi ameliyatımı görmüş gibi anlatabildim.

O gün hastanede gördüklerim, tanıştığım doktorlar, ameliyatı yapan ekibin ustalığı ve sükûneti beni o kadar etkiledi ki, kendimi onlara teslim etmeye karar verdim.

İstanbul’un bitip Gebze'nin başladığı yerde kurulu olan ASM sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en yeni ve modern hastanelerinden biridir.

Onu diğer hastanelerden ayıran iki başka özelliği daha var: Vakıf malı olması ve kâr amacı gütmemesi; doktorlarının neredeyse tamamının sadece ASM’de çalışıyor olmaları, özel muayenehanelerinin olmaması.

150 milyon dolara mal olan ASM’yi bira sektörünün hâkimi olan Efes grubunun sahipleri Özilhan ve Yazıcı aileleri yaptırdı. Masraftan kaçınmayıp hastaneyi en modern ve pahalı aletlerle donattılar. Ülkenin en iyi doktorlarını oraya çekmeye çalıştılar.

Görebildiğim kadarıyla, hastanenin tek sorunu şehir merkezinden biraz uzak olması. Fakat hastane o kadar iyi ve konforlu ki ulaşım zahmetine katlanmaya değer.

Bilge köyünde 44 kişinin öldürüldüğü kan davası, Türkiye’nin, bir ayağı karanlık çağlarda, diğer 21. yüzyılda bir yer olduğunu gösterdi.

İyi ki ASM gibi karanlıkta bir ışık parlayan kurumlar da var ve bunlar içimizi ülkenin geleceğine dair iyimserlikle dolduruyor.

* http://www.anadolusaglik.org/

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Gelecek için beş akıl

Uluslararası Para Fonu 2008 istatistiklerine göre, Türkiye en zengin ülkeler listesinde 55’inci sıradadır.

Kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla 27 üyeli Avrupa Birliği (AB) ortalamasının üçte biri kadardır. Anadolu’nun yoksul bölgelerinde gelir AB ortalamasının yüzde 10’una kadar düşüyor.

Örneğin kan davasında 45 kişinin katledildiği Güneydoğu’da.

Refah toplumu yaratamamak cumhuriyetin en büyük başarısızlıklarından biridir.

Bunun nedenlerinden biri, belki de en büyüğü, Türkiye’nin homojen bir nüfus yapısına sahip olmamasıdır.

Nüfus homojen değilse, yani inanç ve ırk açısından farklı olan büyük parçalardan müteşekkilse, iki şey olur:

Ya herkesin farklılığına saygı duyulur. İsviçre’de olduğu gibi. Ya da egemen olan parça daha küçük ve güçsüz olanları kontrol altında tutmaya, kendine benzetmeye çalışır. Bizim ülkemizde olduğu gibi.

Bu halde çatışma meydana gelir. Çünkü küçük gruplar boyunduruk altında olmaktan mutlu olmaz. Karşı koyar. Onları zapturapt altında tutmak pahalı, acılı ve bazen kanlı bir iştir. Türkiye kurulduğundan beri hükümetler bu politikayı izliyor. Sonuç yoksulluk ve geri kalmışlıktır. Uluslararası ilerilik liglerinin tamamında alt sıralardayız. Dikilen bayrakların boyutları büyüyor ama milli gelir kısa kalıyor. İnsanlarımız mutlu değil.

Bunlar saygısızlığın bedelidir.

O zaman değişik bir şey denemeyi düşünmenin zamanı gelmedi mi?

Harvard Üniversitesi eğitim ve algılama profesörü Howard Gardner, “Gelecek İçin Beş Akıl”* adlı yeni kitabında önyargı ve tarafgirliğin beş yaşında yerleşik hale geldiğini söylüyor. Çocuk bu taze yaşta kendine benzeyenleri sevmeye ve saymaya başlıyor. Benzemeyenleri, başka sınıf din veya ırktan olanları, sevmemeye ve hor görmeye.

Bu bize Türk-Kürt-Alevi üçgeninde karşılıklı saygı yaratma işinin evde ve anaokulunda başlaması gerektiğini gösteriyor.

İnsanlar, ilk çağlardan beri, kopmak, gruplaşmak, ayrı yaşamak eğilimindedirler, diyor Gardner. Savaşın, ırk ayrımının ve birçok başka tatsız şeyin kökü insan gruplarının farklılığında yatıyor. Ama, globalleşen dünyada bin bir ırktan, inançtan, kabileden, tarikattan, kulüpten gelen insanlarla burun buruna yaşamak durumundayız. Bu dünyada uyum içinde, çatışmasız yaşamak için farklılıkları anlamak ve onlara saygı duymak şarttır, diyor Gardner.

Gardner’a göre, eğitim sistemleri insanları 21’inci yüzyıla değil, 19’uncu ve 20’nci yüzyıllara hazırlıyor. Gelecek için “beş akıl” lazım: Disiplinli akıl, sentezci akıl, yaratıcı akıl, saygılı akıl ve ahlaklı akıl.

Bizim için altıncı bir akıl daha gerek: Diğerkâm akıl.

Tanrı Türkü korumasın. Ona akıl versin.

* Five Minds For The Future: Howard Gardner. Harvard Business School Press