11 Nisan 2009 Cumartesi

Barbaros Hayrettin’in kandilini kim yakacak?

Güzelliğin değerini bilmenin ve ondan zevk almanın bedeli var:

Çirkinlikten rahatsız olmak.

Mutsuz olmak, belki daha iyi bir kelime.

Dün karşıya geçmek için Beşiktaş iskelesine doğru yürürken bir an meydandaki Barbaros türbesinin yanında durdum. İstanbul’un incilerinden biri olan türbe Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa tarafından, ölümünden önce, 1541’de Mimar Sinan’a yaptırıldı. Orada eşi Bâlâ Hatun ile Cafer Paşa ve Cezayirli Hasan Paşa ile birlikte yatıyor.

Türbenin bahçesini çevreleyen demir parmaklıkları tutup oradaki mezarlara baktım. Kimisi büyük kimisi küçük, kimisi sarıklı kimisi tülbentli ölüler, orada, her biri bir Osmanlı yontma sanatının şaheseri mezarların altında uyuyorlar.

Irzlarına geçilmiş yontma sanatı şaheserleri, desem daha doğru olur sanırım.

Zamanla çatlayan, ikiye ayrılan veya bazı parçaları kopup veya kopartılıp yere düşen mermerler o kadar amatörce ve çirkin tamir edilmiş ki insanının başını gökyüzüne çevirip uluyası geliyor.

İşte bu mezarın başındaki sarık. Çimentoyla eski yerine oturtulmuş. Ama o kadar özensiz bir biçimde ki kaykılmış, kırık boyun gibi. “Eeeeee, ister dur ister durma be, seninle mi uğraşacağız” dediğini duyar gibiyim eli malalı bir hödüğün.

Çatlamış kutu biçimindeki mezar mermerleri de delinmiş ve deliklere yerleştirilen, U şekline bükülmüş paslı inşaat demiriyle birbirine tutturulmuş.

Başka ülkelerde kaldırımlar daha özenle tamir edilir, çocuklar. Bu akıl almaz ilkellik sanata, güzelliğe, tarihe, ölülere hakarettir, farkında değil misiniz?

Ne oldu? 1923 sadece Osmanlı’nın bitişi, Türkiye’nin başlangıcı değil, mimaride zevkin bitip zevksizliğin başlangıcıdır. Osmanlı mimarları nereye gitti, Türk mimarları nereden geldi?

Türkiye’yi dolduran çirkin, çevresiyle uyum içinde olmayan, antik çağlardan beri belli simetri ölçülerini yok sayan camiler hangi yeteneksizlerin eseri? Bu kadar çok yeteneksiz nasıl var olabildi? Herkes kör mü?

Türbe aynı meydanda bulunan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi’nin yönetimindedir, eğer buna yönetim denebilirse. Ziyarete kapalı. Allah bilir ne durumdadır.

Barbaros 1534’te yazdırdığı Vakfiye’de kabrinin üzerinde kandil yakılmasını vasiyet etti.

Yakıyor musunuz kandili, çocuklar?

İngilizler, Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar Çanakkale’de gömülü askerlerinin mezarlarına nerdeyse 100 yıldır gül gibi baktıklarına göre sizin burnunuzun dibindeki bir türbede her akşam bir kandil yakmanız o kadar zor olmamalı.

Bir memlekette canlılara ne kadar değer verildiğini öğrenmek istiyorsanız ölülere ne kadar değer verdiklerine bakın, diye bir laf var, duymuş muydunuz?