13 Aralık 2008 Cumartesi

Sabah uyanmak bir mucizedir

Tatil yazıları - 3

İnsan en çok tek başına olduğu zaman hürdür. Öyle diyorlar. Yeni uyandım. Yalnızım.

Zamanımın efendisiyim. İstediğim kadar yatakta kalıp uyanmanın esrarını düşünebilirim.


Yorganın altında gece boyu biriken ısıda sıcağım. Kollarımı dışarı çıkarıyorum, soğuk. Oda ısıtılmamış, başka bir iklimin hükmü altında. Ama kalorifersiz Akdeniz evlerine alışkınım. Isı farkı beni rahatsız etmez. Hoşuma gider, hatta.

Gözlüklerimi takıyorum. Başımın altındaki yastığın üzerine bir yastık daha koyuyorum.

Her sabah uyanmak bir mucizedir, düşünecek olursanız. Uyanıyorum ve dünyamı bıraktığım gibi buluyorum. Hayat, sadık bir köpek gibi, yerdeki yıldızlı halının üzerine uzanıp uyanmamı beklemiş sanki, kaldığımız yerden birlikte devam etmemiz için.

Ben uyanmazsam dünya devam edecek mi, etmeyecek mi? Benim uyanmadığım dünya var mı, yok mu?

Yataktan istediğim zaman çıkabilirim. Duş alıp kahvaltı yapabilirim. Kahvaltı yapıp duş alabilirim. Duş ve kahvaltından önce kitap okuyabilirim. Hiçbirini yapmayıp, tembel tembel Sally’nin duvardaki tablosunu seyredip düşünmeye devam edebilirim.

Onu görmeyeli kaç yıl oldu? Adayı terk etmeden satmıştı bana bu resmini.

Birlikte yatağa girebileceğiniz en iyi ikinci şey iyi bir kitaptır.

Kararımı verdim. Kitap okuyacağım. Penelope Fitzgerald’ın The Beginning of Spring adlı kitabını okuyorum. Bitmesine az kaldı. Sakin, sarışın, kavrayışsız, çekici, yumuşak başlı, İngilizce bilmeyen Rus mürebbiye Lisa, ona karşı istekle içi titreyen Frank’ı Moskova’da bırakıp, çocuklarıyla, verandasından birkaç metre ötede ormanın başladığı kır evine gidiyor. Huş ağaçları ve mantarlar. Kestane ve titrek kavak. Büyük ve küçük kuşlar. Geceleyin ağaçların arasından uzanan eller.

Bitirinceye kadar yataktan çıkmayacağım. Bu kitap bana o kadar çok zevk veriyor ki hiç sona ermesin istiyorum, aslında.

İyi bir kitaptan iyi ne var?

Çay yapıp yatağa getirsem ve içerek kitabı okusam daha mı keyifli olur? Hatta tepside kahvaltı bile getirebilirim.

Hayır. Önce kitabı bitireceğim.

İnsan en çok tek başına olduğu zaman hürdür, ama en mutlu?

Yalnızlıkla başkalarıyla beraber olmanın dengesini tutturduğu zaman, belki.

İnsanın en az farkına vardığı ihtiyaçlarından biri tek başınalıktır. Tek başına olmak yalnız olmak değildir. Tek başına olmak bir seçenektir. Yalnızlık ise çoğu zaman sizi seçer.

İnsan tek başına mı olur yoksa dışarıdaki kalabalıktan içerideki kalabalığa mı döner, o başka bir konu.

Pencereden güneş giriyor. Oysa ben yağmur sesi duymak istiyorum.

Yağmursuzluğun ikinci yılına girdik. Belki de Afrika çölü kuzeye göç ediyor ve ilk durağı burası. Dün bahçede yürürken kurumuş veya kurumaya yüz tutmuş yeni servi ağaçları gördüm. “Av yasaklanmış”, diyor Abdullah. “Bahçede eskisinden daha çok kuş var”, diyor. Yem için geliyorlarmış. Kuşlara atmak için buğday satın alacağım. Öğleden sonra.

Yapacak o kadar az şeyim var ki, hangisini önce yapmasam diye düşünürken gece oluyor.