26 Ekim 2008 Pazar

Konserdeki hayalet

Birkaç gün önce bir akşam haberleri izlerken Selim ve Sara etrafımı sardı ve konuşmaya başladık.

Şimdi hatırlayamadığım bir nedenle ölüm konusu açıldı. Bu konu bazen açılır. Belki yaşlı bir baba olduğum için. Selim doğduğunda neredeyse 50 yaşımdaydım. Sara ondan iki sene sonra dünyaya geldi. Birçok sınıf arkadaşımın emekli olmaya başladığı yıllarda ben ikinci defa çocuk büyütmeye başladım.

Selim 15 yaşında olduğuna göre ne kadar antika olduğumu hesap edin.

Şikâyetçi değilim, ama. Tersine. Ne demişler? Aşk nedir, öğrenmek istiyorsan çocuk sahibi ol. (Nefret nedir, öğrenmek istiyorsan boşan, da denebilir mi?)

Ölüm konusu açılır dedimse öyle cenazemsi, ciddi ciddi değil. Esprili, hafif bir biçimde.

“Eğer ölürsen seni gebertirim” dedi Sara, her zamanki muzip tavrıyla ve bir kahkaha attı.

Selim, “Hiç olmazsa başarının başlangıcını görecek kadar yaşamalısın” dedi.

O dünya çapında bir baterici olmak istiyor. Amacına ulaşmaya başlamasının başlangıcını görmemi istiyor. Demek istediği bu.

“Gayret edeceğim” dedim. “Ama merak etme. Ölsem bile gökyüzünden konserlerini izleyeceğim. Hayaletimden kurtulamayacaksınız!”

Acaba yaşlı bir baba olmam konusunda çocuklarımın gerçek düşüncesi ne? Zaman zaman yaşımı göstermediğimi söylerler. Her zaman ikna edici olduklarını söyleyemem. Üç yıl kadar önce yaş günümü kutluyorduk. Selim kaç yaşına bastığımı sordu.

“Altmış bir” dedim.

Ciddi ciddi yüzümü inceledi. “O kadar göstermiyorsun” dedi.

“Ne kadar gösteriyorum?”

Bir süre daha yüzümü inceledi. “Taş çatlasa altmış” dedi.

“Harika” dedim. “Yüreğime su serptin.”

İşin acayip tarafı, yıllar geçtikçe kendimi daha genç ve mutlu hissediyorum. Hayatımın en mutlu dönemini yaşıyorum diyebilirim.

Hayatım, muşmula gibi çürümeye başlayınca tatlılaşan meyve cinsinden galiba.

Acayip değil mi? Belki, değil. Yaşamak öğrenilen bir şey. Orhan Veli’nin dediği gibi, “Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı.”

Hayata çıraklık etmek lazım, ustası olmadan. Olmayı becerebilirsen tabii.

Bazı şeyleri öğrenmeden mutlu, hiç olmazsa dingin olmak mümkün değil. Şimdi bildiğim şeyleri daha gençken öğrenmiş olsaydım hem kendime hem de yakınımdakilere daha az zarar verirdim. Bunu sık sık düşünürüm, faydası olmadığını bile bile.

Yaşlı baba olmanın avantajı bu. Çocuklara öğretecek, verecek çok şeyin olması. En başta vakit.

Bir bakıma yıllarımı onların hesabına da harcadım. Bu yüzden, onların bazı önemli şeyleri öğrenmeleri için yılların geçmesine gerek kalmayacak. Bazı önemli şeyleri şimdiden biliyorlar.

Karşılığı, konserleri hayalet olarak izlemekse... Hayalet mayalet! Önemli olan izleyebilmek.

Sahip olduğunla yetineceksin.

Bunu ben mi çocuklara öğrettim, onlar mı bana?