31 Ağustos 2008 Pazar

Ostrakismos her eve lazım

Demokrasi eski Yunanca demos ile kratos kelimelerinin birleşmesinden meydana gelir.
Demos “halk”, kratos “yönetim, güç” demektir.
Demokrasiden önce, kent devletlerinden meydana gelen Eski Yunan’ı tiranlar yönetiyordu. Halk tiranların baskıcı yönetiminden bıktı ve onları teker teker devirdi.
Atina tiranının yollanmasından sonra yapılan bir halk toplantısında Kleistenes, önemli kararların kentin yetişkin erkeklerinin katılacağı toplantılarda alınmasını önerdi. Önerisi kabul edildi ve insanların bugüne kadar bulduğu en iyi yönetim şekli olan demokrasinin ilk uygulaması başladı. Milattan 500 yıl kadar önceydi.
Demokrasi onu dejenere veya alaşağı etmek isteyebilecek tiran kalıntılarından, despotluk meraklılarından ve kavgacı politikacılardan nasıl korunacaktı?
Kleistenes onun da çaresini buldu: ostrakismos yani sürgün.
Atina’da zengin-fakir, asil-sıradan her vatandaş (kadınlar ve köleler hariç) bir oya sahipti. Önemli kararları almak için her yıl on toplantı yapılırdı. Bu toplantıların altıncısında vatandaşlara kentteki herhangi birinin sürgün edilmesi için oylama, yani ostrakismos yapmak isteyip istemedikleri sorulurdu.
Ostrakon eski Yunancada oy pusulası olarak kullanılan çanak çömlek parçası anlamına gelir. Niye çanak çömlek parçası da kâğıt değil diye soracak olursanız... Milattan 500 küsur yıl önce kâğıt değil papirüs kullanılıyordu. Papirüs, Mısır’dan geldiği için bir defa kullanılıp atılamayacak kadar değerliydi. Kırık çanak çömlek parçaları ise bedava ve boldu.
“Bu yıl sürgün olsun mu?” sorusunun cevabı “evet” ise, iki ay sonra ostrakismos yapılırdı. Agoranın halatlarla etrafı çevrili bir bölümünde vatandaşlar şehirden kovulmasını istedikleri kişinin adını bir Ostrakon’a kazıyıp yere atarlardı.
En az altı bin vatandaşın kovulmasını istediği kişi on gün içinde işlerini yoluna koyup on yıllığına kenti terk etmek zorundaydı.
On yıl bitmeden geri dönmenin cezası ölümdü. Ostrakismos yargılama değildi. Ne suçlama ne de savunma vardı. Ne de bir cezaydı. Sadece Atinalıların, aralarından birine, şehri terk etmesi için verdiği bir emirdi. Sürgüne yollanan kişinin statüsünde bir değişiklik olmuyordu. Asilse asil, generalse general kalıyordu. Malına da el konmuyordu.
Şahıs on sene sonra sürgünden döndüğünde bıraktığı yerden devam ediyordu.
Ama, yelkenleri suya inmiş olarak tabii.
Ostrakismos’un amacı da buydu zaten: halkın huzurunu kaçıran politikacıları, demokrasiyi kötüye kullanmak isteyenleri, maceraperest generalleri hizaya getirmek.
Giden kişi kentteki çoğunluğun aleyhine olduğunu, bir darbe girişiminde bulunmasının boşuna olduğunu bilerek gidiyordu. Kent, sürgüne göndererek başına bela olabilecek kişilerle ilişkisini kesiyordu.
Demek istediğim, 2500 sene önce Atinalılar Deniz Baykal gibilerden kurtulmanın yolunu bulmuşlardı. Çünkü demokrasi vardı. Biz 2500 sene sonra bulamıyoruz. Çünkü demokrasi yok.
Düşünmeye değer.