12 Ağustos 2007 Pazar

Kuantum evliya

OZANKÖY

Hava çok sıcak ve rutubetliydi, ama gene de evin klimalı serinliğini bırakıp Rum tarafındaki süpermarkete alışverişe gitmeye karar verdim.
Alışverişe pek ihtiyacım yoktu aslında, ama canım sıkılıyordu. Evden çıkıp birkaç saat insan arasına karışmak değişiklik olacaktı.
Kapıyı açar açmaz ağustosböceklerinin yükselen sesiyle birlikte sıcak yüzüme çarptı. Ağaçların altındaki gölgeler bile sıcaktan bayılmış gibiydiler.
Yol beni Mehmet'in dükkânının önünden geçirdi. Saat 11.00'e geliyor olmasına rağmen dükkân kapalı, demir bahçe kapısı sürgülüydü. Bu saatte, Mehmet'in, taş binanın loşluğunda, elinde ılık bitki çayı fincanı, vantilatörün önünde oturuyor olması gerekirdi. Acaba bir müşterisinin evine mal teslim etmeye mi gitmişti? Yoksa başına bir şey mi gelmişti? Mehmet kalp hastasıydı ve baypas olmuştu. Gerçi hâlâ ayaklarının altında yay varmış gibi yürüyordu ve cin gibiydi, ama yaşı altmışı geçeli çok olmuştu.
Yol boyunca dükkânın kapalı olması aklıma takıldı.
Tanıdıklarımız öldüklerinde -desteden kaybolan oyun kâğıtları gibi- hayatımız yoksullaşır. Gariptir. Onları sevsek de, sevmesek de.
Rum tarafına geçince telefonum kapsama alanının dışında kaldı. Alışverişimi yaptım, torbaları arabanın arkasına yerleştirdim, arabanın burnunu Türk tarafına çevirdim.
"Eğer dönüşte de dükkân kapalıysa ona telefon edeceğim" diye düşündüm.
Sıkıcı trafik yavaşlatıcılardan, sönmek bilmeyen kırmızı ışıklardan, trafiğin hızını kesen radarlardan geçerek dağa tırmandım ve sahile inmeye başladım.
Girne'nin girişindeki kavşağa yaklaşınca yanımdaki koltuğun üzerinde duran telefonum çaldı. Ekranda Mehmet'in telefon numarasını gördüm. Konuşmayı başlatmak için yeşil düğmeye bastım.
"Sen beni aradın mı?" diye sordu.
Az daha "hem evet hem hayır" diyecektim.
"Hayır" dedim.
"O zaman kusura bakma" dedi ve telefonu kapattı.
Kavşaktan sağa döndüm ve Mehmet'in dükkânının önünden geçip evime giden yola saptım. Farkında olmadan telefonun bir düğmesine dokunup onu aramış olabilir miydim? Arabayı kenara çektim. Telefonun arayan ve aranan numaraları kaydeden bölümüne girdim. Aramamıştım. Listesinde Mehmet'in ismini taşıyan tek kaydın önünde telefonun içine yönelik bir ok vardı.
Arabayı evimin önündeki badem ağacının gölgesine park ettim. Ağustosböcekleri sıcağa aldırmadan seks çağrılarına devam ediyorlardı. Torbaları mutfağa taşıdım, teker teker boşaltıp aldıklarımı yerlerine yerleştirdim. Buzdolabından soğuk bir şişe soda açıp klimanın serinliğinde koltuğa çöktüm.
Ona telefon etmemiştim. Onu merak ederken ve sağlığı hakkında endişe duyarken beni aramış olması bir tesadüf müydü? Düşünce, bir elektrik akımıdır. Mehmet'le ilgili olanı, her nasılsa, onu uyarmış, farkında olmadan bana telefon etmesini mi sağlamıştı?
Düşüncelerin gücü olduğuna inanıyor musunuz? Ben inanıyorum. Kuantum fizik de inanıyor. Bir teoriye göre, şeylerin ne yapıp yapmayacağı onları izleyip izlemediğinize göre değişir. Bir şeyi gözleyerek o şeyin ne yapacağını etkileyebiliriz.
Hayal bile edemeyeceğimiz kadar garip bir evrende yaşıyoruz aslında. Garip ve muhteşem.