4 Haziran 2006 Pazar

Keşke on bin yıl önce

Beşparmak Dağı... Altında oturmak istediğim çamın dalında bir kartal oturuyordu. Beni fark edince kalkıp birkaç ağaç ileride bir başka dala kondu. O yöne doğru yürümeye devam ettiğimi görünce gene kalktı ve bulutsuz, sıcak güneşin maviliğini azalttığı gökyüzüne yükseldi. Orada bir başka kartal daha vardı. Bir süre birbirlerinin etrafında döndüler. Sonra biri doğuya, diğeri batıya uçtu. Geniş bir kavis çizdiler, başladıkları yerde buluştular. Aşağıya, denizle dağ arasındaki yamaca serpiştirilmiş köye doğru uçtular.
Bir ara nesilleri tükendiği sanılan, sonra tek tük görülmeye başlanan Kıbrıs kartalıydı bunlar.
Oturunca etrafta küçük beyaz kuş tüylerinin olduğunu görüyorum. Birkaç metre ileride narin bir kuş iskeleti var. Başsız. Eti tamamen sıyrılmış. Üzerinde iri bir karınca dolaşıyor. Belki de kartalın yakalayıp yediği bir göçmen kuşu.
Yerdeki tüylerden birini alıp dudaklarıma sürüyorum. İnanılmaz hafif, yumuşak ve temiz. Hâlâ kuş kokuyor.
Kuş solucanı yiyor, kartal kuşu yiyor. Her yaratığın kendine özgü bir düşmanı var.
İnsan bütün yaratıkların düşmanı.
İnsanın düşmanı kim? İnsan. Homo homini lupus. İnsan insanın kurdudur.
Yürüyüşten terlemiş ve ısınmış vücuduma serin bir hava vuruyor.
Etrafta bir kuş bolluğu var. En yukarıda dolanan kartalların altında, uçuruma yakın yabani güvercinler, kargalar uçuşuyor. Sol tarafımda bir yerlerden adını bilmediğim bir göçmen kuşun ötüşü geldi. Bir daha dönmeyeceğini bildiği birini çağırıyor sanki.
Buraya gürültüden kaçmaya geldim. Köpek havlamalarından, kamyonlardan, buldozerlerden, çimento karma makinelerinden, kaya parçalayıcılardan, evime sürekli bir uğultu olarak gelen sahil yolundaki trafikten. Havasında oksijenden çok para kazanma hırsı olan yerlerden.
İstanbul'un gürültüsünden uzaklaşmak için buraya gelirdim. Şimdi buranın gürültüsünden uzaklaşmak için dağa kaçıyorum. Ama sanki burada da trafik uğultusu duyuyorum. Galiba gürültüyü küpe gibi kulağımda taşıyorum.
Kendime kaçacak başka bir yer bulmalıyım. Finlandiya veya Norveç belki. Veya Gürcistan, Yeni Zelanda.
İnsanlar gürültüyle çoğalıyor ve daha çok şey istiyor. Sofra her gün yeniden kuruluyor, her gün bağdaş kuranlar arasında bir gün önce olmayanlar var.
Daha çok, daha çok, daha çok. Daha uzun yaşamak istiyorum. Gençliğim hiç bitmesin. Daha çok üretin benim için. Daha çok satın alayım. Daha büyük uçak. Daha büyük ev. Daha geniş yol. Daha fazla araba. Daha çok kredi.
Doğanın sermayesi tükenmek üzere. Duvardaki delikten çekilen geri ödemesi mümkün olmayan bir kredi. Ama farkında değil. Kartı deliğe sokmaya devam ediyor.
İnsan doğanın kendi kendini imha genidir.
İçime kırmızı bir hiddetle doluyor.
Ömrümde bu kadar değişikliğe ihtiyacım yoktu. Bu adada sevdiğim her şeyin yok olmasını görmesem de olurdu. Denizler bu kadar çabuk pislenmemeli, hava bu kadar çabuk kirlenmemeliydi. Her yıl geri dönen kırlangıç sayısı bu kadar azalmamalıydı.
Keşke on bin yıl önce bir taş devri adamı olarak burada oturuyor olsaydım.