2 Mart 2008 Pazar

Bugün sabahleyin mutfak kapısını açınca

OZANKÖY

Bugün sabahleyin mutfak kapısını açınca kaktüs saksılarının yanında iri bir kuş gördüm.
Güvercinden iriydi, bulut renkliydi, başının arkasında siyah üç çizgi vardı. Bir an, o yerinde tedirgin kıpırdayarak, ben nefesimi tutarak birbirimize baktık.
Ben onda yaşamın ve varlığın güzelliğini gördüm. O bende ne gördü?
Onu rahatsız etmemek için, ve kaçmaması için dua ederek, adımımı geri, mutfağın içine çekmeye başladım. Camın ardından onu izlemek istiyordum. Ama hareketimden ürkerek kalktı ve kanat gürültüsüyle kayboldu.

Adımımı tekrar ileri atıp merdivenlerden bahçeye inince sarı yaseminin gizlediği incirin yapraksız dallarında, yanında eşi otururken gördüm onu. Beni görünce birlikte kalktılar, denize doğru uçtular.
Bahçede yaşadıklarını sanıyorum. Galiba servilerde yuvaları var. Çok baktım ama göremedim.
Hayra yordum bu sabah tesadüfünü.
Bahçıvan bahçede dört keklik gördüğünü söyledi. Bazen kuşlar için yaptığım suluktan içmeye geliyorlarmış. “Galiba yuva yapacaklar” dedi.
Keklik ürkektir. Çevreci dostum Süha Umar’a sordum, olabilir mi diye. “Olabilir” dedi. “Kendilerini güven içinde hissederlerse yaparlar. Bir kaya kovuğuna. Çalılıklara. Hiç tahmin edemeyeceğin kadar ayakaltı bir yere bile yapabilirler. Bu mevsimde göründülerse yaparlar.”
Her yıl, ilkbaharda, kırlangıçların evime yuva yapmalarını bekliyorum ama hep hayal kırıklığına uğruyorum. Çocukluğumda yazın köyde pencereleri hiç kapanmayan evlerin içine yuva yaparlardı. Bazen, belki de sırf keyif için, bir pencereden dalıp diğerinden çıkarlardı. Beyaz çarşafların üzerinde tembel tembel yatarken onları seyrederdim. Sonbaharda daha sıcak yerlere göçtüklerinde çamurdan yaptıkları yuvalarına dokunulmazdı, döndüklerinde hazır bulsunlar diye. Geri gelişleri çok sevindirici olurdu, yuvanın boş kalışı ise hüzünlü.
Bahçe karnı tok bir kedi gibi güneşin altında uzanmış, burnunda sümbül, menekşe, iris, yabani siklamen, badem çiçeği, hardal, biberiye, adaçayı yatıyor.
Yılan olup kıvrıla kıvrıla aralarından geçsem, onların boyuna eşit bir yükseklikten kokularını içime çeksem, temaslarını derimde hissetsem. Kuş gibi dallara tüneyip her şeye yukarıdan baksam. Solucan olup ıslak ve hayat veren toprağın derinliklerini koklasam.

Her şey olup her şeyi aynı anda hissetmek istiyorum bu sabah. Bazen müzik dinlerken, müziğin ta kendisi olmayı istemek gibi. Ama bu ayrıcalıklar galiba sadece Tanrı’ya ait.
Dizlerimin üzerine çöküp teker teker bahçemdeki bütün bitkilere teşekkür etmek istiyorum, varlıklarını bahçeme verdikleri için. Belki bahçelerinde varlığımı kabul ettikleri için demem daha doğru olur.
Bu size acayip geliyor mu?
Hamakta oturup kahvaltı yaparken düşündüm. Özlemek bazen kavuşmak kadar hoştur.
Bugün o kadar sevgi ve müzik doluyum ki, içime düşseniz bir daha çıkamazdınız.