13 Ocak 2008 Pazar

Hayalet yıldızların ışığında

OZANKÖY

Her gün sabahleyin uyanmak tekrarlanan bir mucizedir. Fark etmeden içinde yaşadığımız mucizelerin belki en az farkına varılmış veya en fazla yok sayılmış olanı.
Uyku her gece insanı tutsak alır ve, gözleri bağlı bir rehine gibi, bilinmeyen, keşfi mümkün olmayan bir diyara götürür. Oradan hiç dönemeyebiliriz, dönmediğimizi bile fark etmeden götürüldüğümüz yerde kalabiliriz. Ama dönüyoruz, dağarcığımızda bu tutsaklıktan getirilmiş rüyalar, bilinmeyen diyarın esrarengiz ganimeti.
Uyku her gece aynı yere yapılan ama sırrı belki de hiçbir zaman çözülemeyecek olan bir yolculuktur.
Her sabah uyanmak tutsaklığın bitmesi, yeni bir günün içine dalmak için serbest bırakılmaktır.
Uyanıyorum ve her şeyin bir anlamda değişmiş, bir anlamda aynı kaldığı dünyaya, orada oynadığım role geri dönüyorum.
Hiçbir şeyin kesin olmadığı dünyada her şey kesin ve yerli yerindeymiş gibi geliyor bana ve size.
Çok sevdiğim bu evde en çok sevdiğim yer içinde uyandığım, doğuya bakan bu odadır. Beyaz elişi perdeler, sandık, yastıklar, resimler, renklerini değişik bitkilerden almış halılar, koyu kahve renkli budaklı ahşap, kitaplar.
Yılın değişik aylarında değişik açılardan gelen güneş pencerenin şeklini odada dolaştırır. Misinanın ucundaki kristal yuvarlağın içinden geçerek karşı duvarda küçük, yeşil, kırmızı, sarı renk topçukları meydana getirir. Bazen renk topçuklarını duvarda dans ettirmek için kalkıp topu oynatır, sonra onları seyretmek için yatağa geri dönerim.
Bu ışınların içinde, evimi bombardıman eden, atomdan küçük parçacıklar var, ama onları görmek imkânsız. Neyi görüp neyi göremediğimiz ilginç bir konu. Her yaratığın göz yapısı değişiktir. Her yaratık yaşamını sürdürmesine en uygun görme yeteneği ile donatılmıştır.
Biz, var olan şeylerin kısıtlı bir bölümünü görebiliriz. Ne atom altı parçacıkların dansını seyretmemiz mümkündür ne de uzaklıkları ışık yılları ile ölçülen yıldızları.
Geçen gün, bir yerde, 17 yıldan beri yörüngede bulunan Hubble uzay teleskobunun dünyaya 13 milyar ışık yılı uzaklıkta bir yıldızın varlığını keşfettiğini okudum. Bunun anlamı şudur: Bu yıldız dünyadan o kadar uzak ki, ışığının bize gelmesi 13 milyar ışık yılı sürdü.
Bir ışık yılının uzunluğu 9.460.730.472.580,8 kilometredir. Kastedilen yıl ise Roma İmparatoru Julian'ın takvimindeki 365,25 gün veya 31.557.600 saniyedir.
Hubble'ın gördüğü o yıldız muhtemelen artık yok. Milyarlarca yıl önce içine çöküp bir kara delik haline geldi. Belki infilak edip toz halinde kâinata dağıldı. Işığı bize hayali bile mümkün olmayan mesafeleri aşıp gelen yıldızların çoğu veya hepsi belki artık yoktur.
Geceyi olmayan, hayalet yıldızların ışığı mı aydınlatıyor?
Her şey çok karmaşık ve esrarengiz.
Uyandıktan sonra, ayakları terliklere sokup uykunun ters istikametine yürümeye başlamadan önceki tembellik dakikalarında, bugün, bunları düşünüyorum.
Ama köşe yazarlığı yemek yoğun bir iştir. Bana müsaade. Aşağıya inip esrarengiz ve karmaşık olmayan bir kahvaltı yapmak istiyorum.