2 Aralık 2007 Pazar

Yas

Telefon çaldı. Belda.
Hafta sonunda Münih'te buluşacaktık. Kentin dışında, ormanın kıyısında, göllere yakın bir evde kalıyor. İki günlüğüne gölde yüzecek, ormanda, ağaçların gölgesinde gezinecek, Münih'te, tropiklere seyahat edenler için eşyalar satan dükkânı dolaşacak, etnik müzik satan dükkâna uğrayacak ve uzun uzun konuşacaktık.
"Seninle açık konuşmalıyım. Gelemeyeceksin" dedi.
Çok uzun yıllardan beri Almanya'da kaldığı için Türkçesi bir garip olmuştu. Benimkinden de garip.
"Berlin'e gitmek zorundayım" dedi. "Bir düğüne. Bir kız arkadaşım evlenecek. Kanserli bir arkadaşım. Çok az ömrü kaldı. Daha 35 yaşında değil. Ölmeden önce evlenmek istiyorlar. Onunla beraber olmak zorundayım."
Felsefe, yani aklı sevmek, hayal kırıklığına uğrayanlara yol gösteren bir haritadır.
Eğer bir şeyi çok istersen olmaz. Olsa da hayal ettiğin gibi olmaz. Hiçbir şey istemezsen, olan her şey bir ikramiye gibidir. Piyangodan bir şey çıkması gibi.
"İstanbul'dayken sana anlatmıştım" dedi. Oysa anlatmamıştı. Ya da başkasına anlatmıştı da bana anlattığını sanıyordu. Ya da bana anlatmıştı da unutmuştum.
"Yirmi sekiz yaşında kanser oldu. Hakkında hiçbir şey bilinmiyor bu kanserin. İki sene önce Berlin'e taşındı. Berlin'de bir hukuk bürosunda çalışmaya başladı. Taşındıktan kısa bir süre sonra doktoru ona tedaviden ümit kalmadığını, en çok iki sene sonra... En çok iki senesi kaldığını söyledi. Berlin'e yeni taşınmıştı. Birileriyle konuşmalıydı. Orada arkadaşı yoktu. Hiç kimseyi tanımıyordu. Büroda bir adama gitti ve "Birisiyle konuşmak zorundayım. Seninle konuşabilir miyim? Ancak konuşurken elini tutmak zorunda kalabilirim" dedi.
"Birbirlerine âşık oldular. Harika ve korkunç bir aşk masalı. Ama artık çok az ömrü kaldı. Belki bir hafta daha yaşayabilir. Evlenmeye karar verdiler. Gideceğim. Sana haber vermek zorundaydım. Kusura bakma."
O günden bu yana bu kelimeler hiç aklımdan çıkmıyor: Konuşurken. Elini. Tutmak. Zorunda. Kalabilirim. Konuşurken elini tutmak zorunda kalabilirim.
Belda ile aramızdaki konuşma, geçen cuma günü geçti. Şimdi gidip dönmüştür. İstesem onu arayabilir ve ne olduğunu ve nasıl olduğunu ve orada kimlerin bulunduğunu öğrenebilirim. Ama aramayacağım. Öğrenmek istemiyorum.
Artık canım Münih'e de gitmek istemiyor.
Tanımadığım ve belki de daha ölmemiş olan bir kadının yasını tutuyorum.