21 Ekim 2007 Pazar

El sallamıyorum, boğuluyorum

Eğer Osmanlı İmparatorluğu'nun entelektüel bir birikimi olsaydı, Atatürk dil devrimini yapamayacaktı. Dil devrimi Türklerin o güne kadar kitaplıklarında biriktirdikleri yazılı geçmişleriyle bağlarını kopardı. Osmanlıcayı aniden yabancı bir dil haline getirdi.
Atatürk, dil devrimini imparatorluğun geçmişinde entelektüel fazla bir şey olmadığı için yapabildi. Osmanlı kitaplıklarında fareler cirit oynuyordu. Müteferrika'nın ilk matbaayı kurduğu 1727 yılından sonra geçen 100 yıl içerisinde basılan Osmanlıca kitap sayısı 180'dir.
Osmanlıların bir Homer'i, Dante'si, Kant'ı, Shakespeare'i, Voltaire'i olsaydı, dil devrimi diye bir şey akla bile gelmezdi.
Büyük düşünürler, ilim adamları ve sanatkârlar dil ağacının kökleridir. O kökler dili bırakmaz. Atatürk'ün söktüğü ağacın neredeyse kökleri yoktu.
Herhangi bir dilde, Divan edebiyatındaki kadar entelektüel içerikten ve derinlikten yoksun bir şiirler koleksiyonu bulmak zordur.
Bir tarafa Osmanlı'nın coğrafi büyüklüğünü ve ömrünü, diğer tarafa yarattığı entelektüel birikimi koyduğunuzda karşınıza çıkan tezat akıllara durgunluk verecek düzeydedir. Dev bir imparatorluk, cüce bir entelektüel varlık.
Cumhuriyet de entelektüel bir atılım yapamadı. Avrupa'da tam düşünce özgürlüğü olmayan birkaç ülkeden biri Türkiye olmaya devam ediyor. Yaşar Kemal, Orhan Pamuk gibi yazarlarına eziyet çektiren bir ülkede düşünce dünyasının gelişmesinden bahsedilemez.
Entelektüel birikimi olmayan ülkeler sorunlarını çözemezler. Çünkü entelektüel birikim olmadan sorunları teşhis ve analiz etmek, hatta anlamak mümkün değildir.
1999'dan bu yana yapılan ekonomik reformların tümünün uluslararası örgütler tarafından hazırlanmış olmasında Ankara'daki birikim sığlığının rolü nedir? Kıbrıs sorunu neden çözülemiyor? Alevilik nedir ve neden her zaman Ankara tarafından kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır?
Türklerin Osmanlılardan bağımsızlığını kazanan son ulus olduğu savı doğru mudur?
Bu sorulara gerçek cevapları arayacak ortamdan ve entelektüel birikimden yoksunuz. Dünyanın ortak kültür sofrasına hiç oturmadık. Kafalarımızın içi hurafeler, sloganlar, dogmalar, resmi ideolojiler, kötü eğitim, hapishane ve faili meçhul cinayetlerle dolu. T. S. Elliot'ın şiirinde bahsettiği saman adamlar gibiyiz.
Zannediyoruz ki, Avrupa Birliği'nin kodeksini tercüme bürosuna yollayıp isteksiz ve zoraki şekilde kendi hukuk sistemimize naklettikten sonra, bir okyanus büyüklüğündeki bu esneyen karanlığı doldurmuş olacağız.

Çağ atlanamaz. Çabuk zengin olunabilir, ama çabuk entelektüel olunamaz.
Okunması gereken kitapları bulmak, onları okumak, ne dediklerini anlamak; yaşamını onlara göre yaşamak çok ama çok uzun zaman alan bir şeydir.
Kitap okumanın yolu ve sürati hiçbir zaman değişmeyecek.
Bütün bunları öğreninceye kadar bu sorunların içerisinde çırpınmaya devam edeceğiz.
Yüzme bilmeyen bir kişinin açıklarda çırpınması gibi:
"El sallamıyordum, boğuluyordum."