29 Temmuz 2007 Pazar

Duhuliye

OZANKÖY

Güneşin batışına yakın denizde sırtüstü yüzüyorum. Koyun ucunda, sulara uzanan tepeciğin arkasında, güneş denize iniyor. Ters yöne yüzünce yükselmekte olan ayı görüyorum. Beyaz bir karpuz dilimi gibi maviliğin üzerinde duruyor.
Her gün bu koya gelip yarım saat yüzüyorum. Günümün en hoş zamanı. Denizi seviyorum. Kara gibi sert değil. Yumuşak, hoş geldinli, içine alıcı. Kendini bırakıp üstünde saatlerce salınabilirsin. Hiçbir şey yapman gerekmez. Su seni tutar ve kendi hareketiyle hareket ettirir. Bazen açığa çeker, bazen karaya. Kıpırtısız suya kendini bıraktığında sanki yerçekiminden kurtulur, hafifler, karadaki ağırlığını terk edersin.
Bu saatlerde, her gün olduğu gibi, çobansız, serbest dolaşan keçi sürüsü, tepeden iniyor ve sahildeki düzlükte otlamaya başlıyor. Suyun sesi olmasa çıngıraklarını duyabilirim. Onların olduğu yerde güneşin neredeyse alazlayarak kuruttuğu otların kokusu var. Ben burada denizin kokusunu duyuyorum.
Tam istediğim gibi. Keçilerden, üzerlerine konup kalkan kargalardan ve benden başka kimse yok.
Burada insan kendini yaradılışla uyumlu ve mutlu hissedebilir, ama ben edemiyorum.
Denizin yer yer yüzeyinde dalgaların yaratmadığı köpükler var. İnsanlar her yıl denize 450 milyar metreküp çöp, endüstriyel ve tarımsal atık boca ediyor. Bu köpükler sahildeki otellerin lağımlarından boşalan sulardaki sabun ve deterjan artıkları olmalı.
Deniz gözlüğümün camından suda yüzen küçük plastik parçaları görüyorum.
Çakıllı koy, doğayla kavga halindeki tek hayvanın ardında bıraktığı plastik pisliklerle dolu.
Deniz kirliliği, iklim değişikliğine yol açan hava kirliliğinden daha ileri boyutlara ulaştı.
Okyanusların belli bölgelerinde, uzaydan görülebilen on binlerce kilometrekarelik yüzen çöplükler var.
Plastik denizleri zehirliyor.
Plastik keşfedilmeden önce denize atılan şeyler, mikroorganizmalar tarafından parçacıklarına ayrılır, doğaya geri dönerdi. Yapay bir madde olan plastiği parçalayıp ortadan kaldıracak organizma yok. O toz haline gelinceye kadar ufalır ve yüzyıllarca zehirli, düşman ve çirkin bir pislik olarak doğada kalır.
Ekvator'dan kutuplara her denizde, her denizin her yerinde irili ufaklı plastik var.
Bunların bazıları -sayıları trilyonlara ölçülüyor- gözle görülmeyecek kadar ufaktır. 20 mikronluk, yani insan saçının çapından küçük, plastik parçacıkları var. Bazı yerlerde balıkların ana gıdası olan planktondan çok bunlardan var.
Balıklar plastik parçalarını yem sanıp yiyorlar. Plastiğin mikrop tutma özelliği var. Plastik "gıdalar" balıkları zehirliyor, genetik yapısını değiştiriyor, üremelerini zorlaştırıyor. Bazılarını öldürüyor.
Suda salınırken düşünüyorum: Irzına geçilen, talan edilen, dengeleri bozulan, iç uyumu altüst edilen bu dünyada insan nasıl uyum bulabilir? Nasıl huzur, nasıl mutluluk, nasıl denge?
Rum tarafındaki bir süpermarketten jumbo çöp torbaları satın aldım. Her gün yüzmeye başlamadan önce bir torbayı sahildeki pisliklerle dolduruyorum. Siz bu yazıyı okuduğunuzda beşinci gün olacak.
Bütün koyu ve vadiyi temizleyinceye kadar devam edeceğim. Bu benim duhuliyem, içine girmeme izin verdiği için denize ödediğim karşılık olacak.
Denize, saatte, yarısı plastik olmak üzere, 675.000 kilo çöp atıldığını*, benim yaptığım işin çok önemsiz olduğunu biliyorum. Ama bana iyi geliyor.
Size de tavsiye ederim. Kendinizi çok iyi hissedeceksiniz.

*Daha fazla bilgi için Deniz Temiz Derneği Turmepa http://www.turmepa.org.tr/ ve çevre kuruluşu Greenpeace http://www.greenpeace.org/turkey/