20 Mayıs 2007 Pazar

Arılarla akşam vakti

OZANKÖY

Filayağı ağacından yüzlerce arının vızıltısı geliyor. Ağacın salkım şeklindeki tohumları büyümeye başladı. Arılar bunlar için geliyorlar. Günde iki defa. Sabahleyin güneş doğarken ve akşamüzeri güneşin batmasına yakın.
Acaba neden bu saatlerde ve neden grup olarak geliyorlar?
Ben dut ağacının altındaki masada oturuyorum. Bazen birkaç santim önümden arılar geçiyor. Ayağa kalkıp yürüyünce saçlarıma dolanıyorlar, kollarıma, yüzüme çarpıyorlar, temaslarını derimde hissediyorum.
Filayağı ağacının dalları duta değiyor, dutunkiler zakkuma, zakkumunkiler üzerinde kırmızı tomurcuklar olan nara, narınkiler duta. Geçen yıl da bu mevsimde gelmişti arılar. Geri dönmüş oldukları için mutluyum. Birçok ülkede arılar esrarengiz bir şekilde ölüyorlar. Kovanı terk ediyorlar, bir daha geri dönmüyorlar.
Demek ki hem arılar sağlıklı hem de bahçe. Bahçe ne kadar sağlıklıysa o kadar çok kuş, böcek, arı ve yaban hayatı çeker.

Bir de kirpim var. Kirpim dememeliyim, çünkü kirpi dolaşan bir yaratıktır. Herhangi bir bahçeye ait değildir. Gider, gelir. Veya gelmez. Kirpi, kışları bahçede, bu tür yaratıklar için hazırladığım barınakta geçiriyor. Basit bir şey. U şeklinde yan yana dört kiremit. Üzerleri dallarla örtülü. İsteyen gelip kalabilir. Kira yok. Taciz yok. Kimyevi madde, zehir yok.
Eskiden akşamüstleri sürü halinde kargalar gelirdi ve Tanrı'nın bana ödünç verdiği bu dönümlerin uç kısımlarında yemlenirlerdi. Hâlâ bahçeye uğrayan birçok karga ve saksağan var, ama karga sürüsü çoktan beri uğramıyor. Belki ben burada yokken onları birileri korkuttu.
Balkona bakan saçaklara yuva yapan serçeler de birkaç yıl önce damın aktarılmasından sonra başka yerde yuvalandılar. Bana sadece yemeğe geliyorlar.
Nereden geliyor acaba arılar?

Geçen gün yüzmeye giderken yağmur suyunun derin çukurlar açtığı toprak yolda bir kara yılan gördüm. Bir metreden kısa ve ince olduğuna göre yavru olmalıydı. Arabayı durdurdum, motoru söndürdüm. Yılan hızını artırıp eksiltmeden enlemesine yolu geçti ve neredeyse doksan derece dik ufak tepeyi tırmanmaya başladı. Kayıp düşecek sandım, ama düşmedi. Vücudunun alt kısmını ters L şekline getirdi. Ters L'nin kısa kısmını tutunmak, dik kısmını tırmanmak için kullandı ve bir dakikadan az bir zaman içinde kayboldu, arkasında yuvarlanan minik taşlar bırakarak.
Arılar artık yok. Hep birlikte gittiler. Nereye, Allah bilir. Yapraklar kararmaya başladı, ama gökyüzünde hâlâ parlak bir aydınlık var. Arılar geceleyin görür mü acaba? Sanmam. Görseler daha geç giderlerdi.
Yarın sabahleyin uyandığımda gene filayağı ağacının salkımlarında olacaklar.
Şimdi de yarasaların incir ağacında kanat çırptığını duyuyorum. İncirler daha olmadı. Dutlar da. Ama herhalde yiyecek bir şeyler buluyorlar ki geldiler. Çok geçmeden keskin haykırışlarıyla baykuşlar da gelecek.
Tarla fareleri badem ağaçlarının kovuğuna istifledikleri kuru bademleri yemeye başlamıştır bile.
Herkese afiyet olsun. Lütfen geri dönün.
Artık bilgisayarın tuşlarındaki harfleri zor görüyorum. Benim de arılar gibi içeri girme zamanım geldi.