25 Mart 2007 Pazar

Kâşif

Geçen gün koruda yürürken önemli bir keşifte bulundum. Benim için önemli. Bana dair önemli bir keşif de diyebilirim. Yoksa buluşum insanlığın kaderini değiştirecek falan değil.
Saat on civarıydı. Ağaçların arasındaki yürüyüş ve koşu yolu, çoğu kadın yürüyen ve koşanlarla kalabalıktı.
Aniden, çoktan beri aklımın çevresinde dolanıp duran bir düşünce içeri girdi.
Yürürken, yere baktığımda, sıkıcı şeyler düşünüyorum. Dünyevi, günlük şeyler. Bir politikacının salak lafları. Bağdat'tan patlama manzaraları. Yazmayı düşündüğüm bir yazıyla ilgili cümleler. Veya yapmış olduğum akılsızlıklar. Kırdığım kadınlar. Çok eskiden kalma acı anılar.
İleri veya yukarı baktığımda aklım hoş şeyler düşünmeye başlıyor. Ve hoş şeyler görmeye. İşte patikanın ortasında gözle görünmeyen ipinin ucunda bir örümcek. Havada duruyor gibi. İşte bir karga. İşte çiçek açmış bir ağaç. İşte şamdan gibi beş gövdeye sahip yaşlı çam ağacı.

Avustralya'daki Fransa, Almanya, İtalya büyüklüğündeki Eyre Gölü su doluyor. Eyre her yüz yılda iki defa doluyor. Ortalama on yılda bir de ona akan nehirler içinde bir miktar su bırakıyor. Bu dönemlerde gölde bir hayat patlaması yaşanıyor. Çiftleşmek ve göldeki balık ve karideslerle karın doyurmak için akın akın pelikanlar (kaşıkçıkuşu) karabataklar, avosetler (kılıçgaga), kıyıkoşarları, gümüş martıları gölün üstünde siyah bir örtü meydana getiriyor.
Yağmursuz dönemlerde ise göl tuzlu bir yataktır.
Bunları hayal etmek gülümsettiriyor beni.
Keşfim bu işte. Yere bakmakla bakmamanın neden olduğu düşüncelerin değişikliği.
Dikkat ettim. Diğer yürüyüşçüler de çoğunlukla yere bakarak yürüyorlar. Acaba onlar da başlarını kaldırdıklarında gündelik sıkıntılı konulardan veya anılardan kurtulup sahibinin elinden kaçan bir balon gibi daha hoş düşüncelere yükseliyorlar mı?

Yoksa saçmalıyor muyum?
Bazen bütün yürüyüş boyunca bakışlarımı hiç yerden kaldırmadığımı, çevremdeki ağaçları, gökyüzünü, ağaçlar arasından görünen Boğaz'ı ve karşı sahili hiç görmeden başlayıp bitirdiğimi fark ediyorum.
Bazen araba kullanırken otomatikte gidersiniz de birdenbire "Ben buraya nasıl geldim?" diye düşünürsünüz ya, öyle. Yoksa o da mı sadece bana oluyor?
Düşünceler camdan karşıya geçilemeyeceğini anlamayan arılar gibi inatla ve sinirli vızıltılarla durmaksızın kendilerini aklımın duvarlarına vuruyorlar. Hep yere bakarak yürüdüğüm zamanlar.
Zevksiz ve yorucu. İnsanın kalbi bir avucun içinde sıkılıyor.
Başımı kaldırır kaldırmaz yere bakarken düşündüğüm düşünceler uçup gidiyor.
Yere bakmakla bakmamak arasındaki farkın sebebi ne acaba?
Yer bizi dünyaya bağlıyor. Gökyüzü salıveriyor. Yer kısıtlıyor. Gökyüzü genişletiyor. İnsanlar karartıyor. Doğa aydınlatıyor.
Eğer saçmaladığımı düşünüyorsanız kızmayacağım.
Ama önce bir deneyin.