21 Ocak 2007 Pazar

Eğer bir şey hakkında konuşulamıyorsa

Uykusuzluğa en iyi çare bol bol uyumaktır.
Işık sesten hızlı gittiği için bazı insanlar ağızlarını açıncaya kadar zeki imiş gibi görünürler.
Sorun bilgisizlik değildir. Bildiğini sanmaktır.
Sadece kendi kazancı için yaşayanın ölümünden dünyanın kazancı olur.
Ümit, lambasını yakmış sabırdır.
Hiddet, dilin kafadan daha hızlı çalıştığı duruma verilen isimdir.
Tanrı'ya ait hiçbir şey para ile elde edilemez.
Şarap, sıvı içine sıkıştırılmış ışıktır.
Ayın en zor günü en son 29 günüdür.
Dünya tarihinde kiralık bir arabayı yıkamış bir tek insan yoktur.
Hayatta en hakiki mürşit ilim değildir.
Hayat, var olmamanın sonsuzluğundan alınan bir izindir. Keyfini çıkarın.
Ortalama bir kız, güzel olmayı akıllı olmaya tercih eder. Çünkü ortalama bir erkeğin gözlerinin kafasından daha iyi çalıştığını bilir.
Hayatta hiçbir gayret sarf etmeden elde edilebilecek tek şey başarısızlıktır.
Piyango, matematik bilmeyenlerden alınan bir vergidir.
Sadece başkaları için yaşanan hayat yaşanmaya değer.
Sonsuz olan sadece iki şey var: Kâinat ve insanın aptallığı; birincisi konusunda o kadar emin değilim.
Bazen insan en büyük karşılığı, karşılıksız olanı elde etmeye öder.
Milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. İnsanlığın kızamığıdır.
Kötümser, çok şey bilen iyimserdir.
Bilgelik öğrenilebilir. Ama öğretilemez.
Bazı insanların harikuladeliği güzel yazmalarından gelir. Bazılarının yazmamalarından.
Sarışın, bir saç rengi değildir. Bir varoluş biçimidir.
Ayın sonunu rahat getirecek paraya kavuştuğunuz anda hep birileri ayın sonunu daha uzağa taşır.
Ölmekten korkuyorsanız doğmamayı tercih edin.
Eskiden kararsız bir insan olduğumu düşünürdüm. Artık bundan o kadar emin değilim.
İstediklerin için dua et. İhtiyacın olanlar için çalış.
Mantık karşısında en iyi savunma cahilliktir.
Yapmak için yüz yaşına kadar yaşamak istiyorum dediğiniz her şeyden vazgeçerseniz yüz yaşına kadar yaşayabilirsiniz.
Kumsalda yaşamanın şöyle bir avantajı var. Sadece üç yanınızdan geri zekâlılarla sarılısınız.
Siyasilerin seçmenlerden daha fazla gülümsediklerinin farkında mısınız?
Eğer bir adam sürekli gülümsüyorsa, muhtemelen çalışmayan bir şeyi satmaya çalışıyordur.
Hav'ın kedicesi miyav'dır.
***
Hrant Dink'in öldürülmesi konusunda ben de bir yazı yazmak istedim, ama söyleyecek söz bulamadım. Ludwig Wittgenstein'ın (1889-1951) dediği gibi, eğer bir şey hakkında konuşulamıyorsa o şey konusunda susmak lazım.

14 Ocak 2007 Pazar

Güneşte otlara uzanmış

OZANKÖY

Güneşte otlara uzanmış, atkım başımın altında yastık, bulutları seyrediyorum. Mavi bir merada küçük bir koyun sürüsü. Bulutlar öbek öbek batıdan doğuya gidiyorlar. Aynı anda şekil değiştiriyorlar. Bazıları, oklavanın altındaki hamur gibi, her yöne doğru genişliyor. Bazılarından parçalar kopuyor, dağılıp yavaş yavaş kayboluyor. Bazılarının ucunda küçük girdaplar dönüyor.
"Öğrendin artık bunu" diyorlar bana. "Her şey, her zaman değişim içindedir. Bunu kabul et. Buna teslim ol."

Kışın en soğuk günlerinde bile adada güneşli, kuytu yerler sıcacıktır. Lisedeyken, havanın açık olduğu kış günlerinde, bazen sandalyeyi sokağa çıkarır, evimizin önünde veya yanında, rüzgâr almayan bir yerde oturarak güneşin keyfini çıkarırdım. Sandalyeyi iki arka ayağının üzerinde duvara dayar, başımı yukarı çevirir, şimdi yaptığım gibi bulutları seyrederdim.
İlkbaharda, oluklarda ve kiremitlerde biriken toprağın içinden yağmur suyu içerek çıkmış çiçekler olurdu.
Kardeşim Ziya, o yıllarda Lefkoşa'nın özelliklerinden biri olan bu dam çiçeklerini âşık olduğu kıza benzeten bir şiir yazmış, adını Kelebekler Eksilmesin Başından koymuştu. Dün onu gördüğümde bu şiiri hatırlattım ve yeniden okumak istediğimi söyledim. "Kayboldu" dedi.

Güneşin önüne bulut geldi mi gölgesi üstüme düşer, anında soğuk içime işlerdi. Bulut tutamı ufak olunca serinlik birkaç dakika sürerdi. Büyük ve yavaş hareket eden bir bulut gelince sandalyeyi sırtlayıp içeri girmek zorunda kalırdım. Evler ısıtılmadığı için içerisi de dışarısı kadar soğuktu, o ayrı hikâye.

Bazen uzun süre güneşin önünden bulut geçmezdi. O zaman önce kazağımı, sonra gömleğimi, sonra da atletimi çıkarıp sıska ve kılsız göğsümü güneşe teslim ederdim.
Şimdi olduğu gibi.

Vaktin çok ama çok bol olduğu o günlerde hoşuma giden başka bir şey bulutlarda insan veya hayvan şekilleri aramaktı. Şimdi aradığım gibi. Yanımda olsaydınız parmağımı uzatıp size balık iskeletini gösterebilirdim.

Dünya o kadar güzel ki bazen neden doğayı seyretmekten başka bir iş yaptığıma şaşıyorum. Başka herhangi bir uğraş vaktin boşa harcanması gibi geliyor bana. Saatlerce bulutları, ağaçları, çiçekleri, kayaları, dağları, denizi seyredebilirim.

Burada olduğum zaman, her gün bu bahçede bazen dolaşır, bazen deniz kenarından getirdiğim yassı çakıl taşının üzerine oturur -mantarın üzerine tünemiş masal cücesi gibi- çevreyi seyrederim. Ayaklarım bahçede patikalar meydana getirdi.

Uzandığım yer bahçenin en hoşuma giden köşelerinden biri. Sağımda sıra halinde ağaç haline gelmiş mısır incirleri, solumda sahte kavaklar var. Mısır incirlerinin arasından oraya kendi kendini ekmiş sarmaşık, servi, keçiboynuzu, çitlembik ve mersin çıkıyor. Üzerinde yattığım otlar kısa, sık ve yumuşacık. Şanslı olduğumun farkında olmadığımı sanmayın. Güneş battaniye gibi üstümde, doğa yüklü havayı içime çekerken bana bu dakikaları verdiği için kâinata teşekkürlerimi yolluyorum.

7 Ocak 2007 Pazar

Yaralı kartal

OZANKÖY

Köpek havlamasıyla sigara tiryakisi bir insanın gırtlak temizlemesini bir arada duyunca bahçe duvarının arkasındaki yoldan geçmekte olanın Ann olduğunu anladım.
"Ann, sen misin?"
"Benim."
Bahçe kapısıyla taş duvar arasından kafamı gösterdim. "Buradayım."
Hizamda hüzünlü bir yüz gördüm. "Ellerine sopa alıp köpeğimin üzerine yürüyorlar" dedi. Başını, Türkiye'den gelen işçilerin çalışırken bağırarak konuştuğu inşaatlara çevirdi.
"Böyle terbiyeli köpeklere alışkın değiller" dedim. "Saldıracak sanıyorlar. Kendi köylerindeki köpekler gibi."
"Bir şey yapmaz diyorum, ama anlamıyorlar. Ellerinde sopa olduğu için köpeğin onlara havladığını anlamıyorlar. Ben de elime bir sopa alıp onların üzerine yürüyorum."
"Boş ver" dedim. "Ne yapıyorsun başka?"
"Her sabah uyanınca bir saat ağlıyorum."
Dikkat edince gözlerinin ıslak olduğunu fark ettim. Elindeki kâğıt mendili gözlerine bastırıyordu. "Her tarafta inşaat var. Her tarafı berbat ediyorlar. Kimse durdurmayacak."
Başımı salladım.
"Sen ne yapıyorsun?" diye sordu.
"Ben de her gece uykudan önce bir saat ağlıyorum" dedim gülümseyerek, ağır havayı biraz dağıtmak için.
O sabah Esentepe köyünün üstbaşında yürüyüşe gitmiştim. Arabamı köyün dışına park ettim ve asfalttan tepeye, Alevkaya'sına doğru yürümeye başladım. Hava soğuktu. Yolla deniz arasındaki ormandan tüfek sesleri geliyordu. Av günü değildi, ama kim mâni olacaktı?
Yol kenarında kahverengi bir cisim dikkatimi çekti. Ölü bir kuş. Hayır, paslı bir teneke parçası. Yaklaşınca yavru bir kartal olduğunu gördüm. Başını gövdesinin altına almış, kanatlarını toplamış. Tüyleri temiz ve parlak. Elimi uzatıp dokundum. Kaldırıp ters çevirdim. Uzun kanatları yelpaze gibi açıldı. Pamuk gibi hafifti. Sanki tüylerinin altında et ve kemik yoktu. Başı pat diye geri düştü. Gözleri matlaşmıştı, göz yuvalarına katran dökülmüş gibi. Ayakları şaşırtıcı derecede canlı ve güzel bir sarıydı.
Karnının altı kanlıydı. Uçan her şeyi öldüren avcılardan biri vurmuş olmalıydı.
Çocukluğumda, ormanda, adaya has bu kartallardan çok vardı. Sonra ortadan kayboldular. Nesillerinin tükenmiş olduğunu okudum. Sonra tekrar ortaya çıktıkları haber verildi. Şimdi işte böyle...
Duvarın bir yanında ben, diğer yanında o dururken bunları Ann'a anlattım.
Eskiden, onun kocası daha sağken ve ben adaya tek başıma gelmezken, bahçede sarmaşıkların altında veya içeride ateşin çevresinde bir araya gelip şarap içerken ne konuşurduk? Şimdi bir tek konu var: Açgözlü ve aptalların adayı süratle tahrip etmesi. Çöp dolu ormanlar ve yol kenarları. Bina doldurulan sahiller. Dozerlerin yok ettiği eşsiz kır laleleri, siklamenler, orkideler. Uçan her şeyi yok etmeye kararlı avcılar. Kâinatın bahçesinde yıkım ve katliam. Kıyamet emareleri.
Ertesi gün, öğleden sonra kapı çalındı. Ann, elinde ahşap bir kuş. Doğada kendiliğinden kuş veya hayvan şekli almış odun parçalarından birinden yontulmuş bir kuş.
"Sana bir kartal getirdim" dedi. "Yaralı. Ama ölü değil."
İsa yok ve bir daha olmayacak, ama milyonlarca Hıristiyan evinin duvarlarında ahşap, çarmıha gerilmiş İsa figürleri var. Yaban hayatın sonu da böyle mi olacak? Bütün yabani hayvanları ve kuşları yok ettikten sonra ahşap temsilleriyle mi yetinmek zorunda kalacağız?
Aslı gidecek, aslına duyulan özlem kalacak.
Kâinatta insandan daha akılsız ve gaddar bir yaratık var mı?