29 Ekim 2006 Pazar

Ağaçlar yoldaşım olsun

Orman sabitmiş gibi görünür. Ağaçlar, ayakları olmadığı için bize yer değiştirmemeye, hep aynı yerde durmaya mahkûmmuş gibi gelir.
Doğru değil. Ağaç sabittir ama tohumları değil. Her cins ağacın tohumlarını taşıyıp gömmek için kullandığı değişik yardımcıları var. Yerçekimi, rüzgâr, su, kuşlar, hayvanlar, insanlar hepsi tohum taşıyıcılarıdır. On binlerce, hatta milyonlarca yılın perspektifinden baktığımız zaman orman, bazı kuşlar gibi, göçmendir.
Meşe ve huş ağacı, iyi bir yılda, milyonlarca tohum verirler. Bu ağaçlar yüzlerce yıl yaşayabildiklerine göre başka yerlere hicret etmek için milyarlarca ayağa sahiptirler demektir. Ağaç bu ayaklarla iklimin koşullarını en uygun bulduğu yere gider.

On bin yıl önce, son buzul çağı sona erdiğinde güneye kaçmış olan huş ağacı ve akçaağaç geri çekilen buzların boşalttığı eski evlerinde geri dönmek için adeta yarış ettiler. Küresel ısınmanın etkisiyle Kuzey Kutbu'nun buzları eridikçe bu ağaçların daha da kuzeye gittiğini göreceğiz.
Uzayda, yeryüzündeki bulut hareketlerini kaydeden bir uydudan dünyayı milyonlarca yılın perspektifinden, çabuklaştırılmış bir film gibi seyredebilseydik, ormanların bulutlar gibi yeryüzünün değişik bölgelerinde gezindiğini görecektik.
Her yıl ağaçlar tonlarca tohumu rüzgâra salar. Onun içindir ki, karaların üçte biri ormanlarla kaplıdır. İnsanoğlunun tahribatı başlamadan önce bu daha da fazlaydı.
Dünyada bir cins insan var, tahminen 60,000 cins ağaç ve 350,000 cins bitki. Nasıl bu kadar çok cins ağaç ve bitki oldu, dünya denen kâinatın bu bahçesinde?

Dokunulmazsa, binlerce yıl yaşayan ağaçlar var. Zeytin bunlardan biridir. Kıbrıs'ta, evimin bulunduğu Ozanköy'deki bazı zeytin ağaçlarının İsa'nın doğumundan önce dikildiği söylenir. İnanıyorum, çünkü bunlardan bir tanesini gördüm. İçinde kullanılmış bir traktör lastiği yatıyordu. Rahat rahat.
Muhtemelen kesmişlerdir.
Ağaçlar yürümeye devam ediyor.
Bu defa onları önüne katan insanların yarattığı kirliliğin yarattığı küresel ısınmadır. İngiltere'nin güneybatısındaki Dorset'te yaşayan bir kadın geçenlerde bana yolladığı bir mektupta bir komşusunun arazisine zeytin diktirdiğini söyledi. Zeytin Akdeniz'i bırakıp kuzeye hicret ediyor. Yerine ne bırakacak? Çöl, diken ve hurma mı?
Aynı kadından bir de ağaç şiirleri antolojisi aldım. Adı Trees Be Company - Ağaçlar Yoldaşım Olsun. Kitabın önsözünü romancı John Fowles (1926-2005) yazdı. Fowles antolojide yer alan en eski şiirlerden birinin İsa'nın üzerine gerilmiş olduğu çarmıhın elde edildiği ağaca övgü olduğunu yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Şimdi çarmıha gerilmiş olan İsa değil ağaçtır. Ağaç insan açgözlülüğünün ve aptallığının çarmıhında can çekişiyor."
Fowles bu satırları 1989'da yazdı. On altı yıl sonra, zeytinler Akdeniz'den kaçarken, başında dikenlerden taç, insan açgözlülüğünün ve aptallığının çarmıha götürülen insanlığın kendisidir.