27 Ağustos 2006 Pazar

Bazıları yangın sever

Ormanlar yanar. Ardından ağlaşma başlar. Onun ardından da ağaçlandırma.
İnsan eğer Kalaşnikov'la ayı avlayan türünden değilse ağlaşır, çünkü ömrü kısadır. Bir daha yangının yok ettiği yerlerde orman görmeyecek. Ama yangın doğanın umurunda değil, çünkü onun için mevsimler vardır ama zaman yoktur. Bütün zaman ona aittir.
İnsan küllerinden yeniden doğamaz, orman doğar.
Beş altı bin yıl önce Anadolu'nun her yeri ağaçlarla doluydu. O ağaçları kimse ekmedi. Kendiliklerinden büyüdüler.
Doğanın yardımımıza ihtiyacı yoktur. Gölge etme, başka ihsan istemez. Hatta gölge bile edebilirsin. Sonunda gölgeniz bir daha gelmemek üzere kaybolacak ama o her zaman olduğu yerde olacak, her yerde yani.
Bazı ağaçlar yangın sever. Çam tohumu, örneğin, ateşte pişmeden filizlenmez. Bazı ağaçlar toprak hizasına kadar yanar ama köklerinden yeniden ve eskisinden daha canlı olarak fışkırır. Örneğin keçiboynuzu, zeytin. Kıbrıs'taki büyük bir yangından sonra Beşparmak Dağları'nın yamacında daha önce orada olmayan binlerce gelincik gördüm. Acaba onların tohumlarını ateş mi filizlendirmişti?
Bir fidan bile ekmeseniz yangının kül ettiği orman 30-40 yıl içinde yeniden eski haline döner. Tabii "orman vasfını kaybetti" diye ortalığı asfalt ve betonla doldurmazsanız.
Ozanköy'deki bahçemde şu veya bu işi yapmak için çömeldiğimde yerde hep minik bitkiler görürüm. Kibrit çöpü büyüklüğünde çamlar, selviler, zeytin ve keçiboynuzu ağaçları, minik bir siklamen yaprağı, kaktüsler, çiçekler ve daha birçok bitki.
Onları yerinde bırakırım. Ormanda olduğu gibi düştükleri yerde büyüsünler. Şimdi minare uzunluğunda olan bazı ağaçlarımı ta bu hallerinden tanırım. En sağlam ağaç uçan, düşen veya kuş pisliğine sarılı olarak gelen tohumdan çıkar, dükkândan alıp diktiklerinizden değil.
İngiltere'nin Cambridgeshire eyaletindeki Monks Wood ulusal parkının yakınlarında dört hektar büyüklüğünde bir arpa tarlası varmış. En son 1961'de sürüldükten sonra terk edilmiş. Ağaçlandırma işi sincaplara, kuşlara ve rüzgâra bırakılmış. Yıl 1988 olduğunda, tarla, içinde 12 metre yüksekliğinde 891 meşe, 582 dişbudak ve 1,481 değişik ağacı barındıran bir koru olmuş. Yirmi yedi yıl. Beş milyar yıllık gezegen için zaman mı?
Doğa benim bahçem gibi minik ağaçlarla doludur. Büyümeleri için ihtiyaç duydukları tek şey rahat bırakılmaktır. Fidan olarak ekilen ağaçların üçte biri ise beş yaşına gelmeden önce kurur. Ölüm oranının yüzde doksan olduğu ağaçlandırma projeleri az değildir. Fidan olarak ekilen hemen hemen bütün bitkilerin kurak aylarda sulanması, rüzgâra karşı desteklenmesi gerekir. Tohumdan yetişenlerin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Üzerlerine basılıp ezilmemek dışında.


13 Ağustos 2006 Pazar

Oeko-Tex standardına göre evlat yetiştirmek

Geçenlerde bir gün alışverişe gittim.
Bir şeyi almaya veya vermeye ihtiyacım olduğu için değil. Canım sıkılıyordu. Bir şeyler satın alırsam hem vakit geçirir hem de havam değişir diye düşündüm. Yeni şeyler satın almak insanın kendini iyi hissetmesini sağlayan hormonlar salgılıyormuş beyinde. Geçenlerde bir yerlerde okudum bunu. Neyse.
Akmerkez'e gittim. Birçok dükkânda ucuzluk vardı. Tom Cruise'dan fazla çorabım olmasına rağmen Façonnable'a girip dört çift çorap aldım.
"Çoraplar ucuzlukta değil" dedi satıcı.
Ardından Beymen'e gittim. Yeni sezonun ürünlerinden birkaç kaşmir ceket denedim.
"İhtiyacınız varsa sezon başlamadan alın" dedi satıcı. "Sezon ilerleyince bedeninize göre bulamayabilirsiniz."
Yazın göbeğinde kışlık ceket?
"Sonra gene uğrarım" dedim.
Bu sırada gözüme bir tezgâhın üzerinde teşhir edilen iç çamaşırları çarptı. Zimmerli. Dünyanın en kaliteli erkek iç çamaşırı olduğu söylenir. İsviçre'de eski makinelerde yapılıyor.
"Varsa büyük bir tişört denemek istiyorum" dedim. Satıcı bir tane büyük verdi. Denedim.
Tıpatıp vücuduma uydu.
"İki tane alacağım" dedim.
"Zaten iki tane kaldı" dedi satıcı. Ekledi. "Bunlar ucuzlukta değil."

Birkaç gün geçtikten sonra, tişörtü giymeye karar verdim. İçine sarılı olduğu yumuşak kâğıttan çıkardım. Tırnak makasıyla üzerinden sarkan şeyleri kesip ne yazdıklarına göz gezdirdim. Çöp tenekesine attım. Sonra çöp tenekesinden çıkarıp tekrar okudum.
Aldığım giysi Vitafresh'miş. Vitafresh hem bakterileri kovuyormuş hem de "koku kontrol etkisi"ne sahipmiş. Bu özellikleri "30 evde yıkama" boyunca muhafaza ediyormuş.
Bunu neye göre biliyormuşuz?
Oeko-Tex Standard 100'e göre.
Oeko-Tex Standard 100 ne?
Biliyorsanız siz bana söyleyin.
O gün bu gündür -dört veya beş gün oldu- tişörtü sırtımdan çıkarmadım. Ara sıra çaktırmadan koltuğumun altını kokluyorum. Ter kokusu yok. Günde birkaç defa duşun bunda bir etkisi olabilir mi, bilmiyorum.
Bu sabah bilgisayarın başına geçip Google'a "Oeko-Tex Standard 100" yazdım.

Efendim. Orta Avrupa'da tekstilciler insanların çevre sorunları dolayısıyla teyakkuz durumunda olduklarını bildikleri için arayışa geçmişler. Organik pamuk kullanarak, üretim sürecinden zararlı boya, beyazlaştırıcı ve diğer kimyevi maddeleri devre dışı bırakarak sağlıklı ürünler meydana getirmişler.
Tüketiciler bir tekstil ürününün özel ihtimamla yapıldığını, sağlık riski taşımadığını nereden anlayacak? Bir marka bulmamız lazım. "Oeko-Tex" olabilir mi? Tabii.
Sonuç? Dört gün önce benim cebimde duran para şimdi İsviçrelilerin cebinde duruyor.
İşte bu gâvurlar böyle. Milletin değerlerine hakaret edene gereken dersi verecek evlatlar yetiştireceklerine, ekolojik iç çamaşırı yapıp milletin değerlerine hakaret edene gereken dersi verecek evlatlar yetiştiren Türkleri kazıklıyorlar.
Bu gâvurlar adam olmayacak.
http://www.oeko-tex.com/en/start/start.html

6 Ağustos 2006 Pazar

Ma Gıbrız Türk Hava Yolları'nı batırdıngız?

Ma dovru mu be Memedali Talat gardaş? Gıbrız Türk Hava Yolları'nı (GTHY) batırdıngııız?
Haçanda? Bu yerimoyu Türkiye'ye yalvar yakar özelleştirmeden alalı daha bir sene olmadı? Aceleniz neyidi ya a oğlum?
Bu işden annayan birkaç gişiye telefon eddim. Baa söylediklerin göre geçen seneki zarar 4.5 milyon dolarımış. Bu sene ilk altı ayda 11.5 milyon dolar daha gaybetmişler.
Be gardaş, daha yaz bitmedi. Bunun daa sombaharı var, gışı var. Bunnar böyle gidersa ... Vallahi bilmem artık, yıl sonuna kadar ... Peee!
Memedali gardaş. Kusura bakma. Gabahatı sana bulurum, başından açık gonuşayım. Be gardaş, ne luzum varıdı Ahmet Derya'yı getirsiniz GTHY'nin başına, bu işden annayan adam varıkana? Adam ilkokul muallimi. Deylim saa geldi. "Memedali Bey, ben yıllarca Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne hizmet eddim. Partimizi igdidara daşıdık. Ben da isderim olayım bir müdürcük. Daha açık gonuşayım, isderim olayım GTHY müdürcük" dedi.
Farazam böyle gonuşdu.
Ne demedin genne: "Be Ahmet gardaş, işden geçesin GTHY başına ama sen ne annan, be gavvole, bu yerimo işden? Kaç defa bindin be tayyareye? Be gavvole, sana Airbus desem başını galdırıp havada otobüs araycang. Bu iş Angolem'de çorba içmeye benzemez."
Dedimin?
Demedin.
Oh ne güzel! Annam de bana, lokum alayım sana!
Sen o gambana kafalı UBP'lileri harranga edip iktidara gelince biz zanneddik adam gayırma bitecek. İş bilenler iş yapacak. Sen aldıng muallimi yabdıng melmeketin en böyük şirketine genel müdür. E tabii androş oldu.
Bir da hiiic kontrol edmeding. Habering var mı, seninki işe 200 gişi daha almış 200 gişi çıkaracağına. İlk altı ay devlet yüzde 7 zam vermiş, seninki %9. Devlet 13.5 ay maaş verir her sene, bu verir 14.
Ne demeding be Memedali gardaş genne: "Yediği bulleze bak! Ma nerden bulacang be bezobullo kafalı parayı da ödeyesing?"
Duyduğuma göre Tayyip Beyiden para isdemişsiniz. O da "vermem" demiş. Vermez tabbi. Abolohurno! Haçana bir bu Türkiye size para verecek be gardaş? Hangi parayı verecek? Bee, Vallahi AYEMEF çakısdez gibi ezer genni ossat. Postekisini söker.
Belki sen deding: Urumlar Cyprus Airways'i batırdı, biz da GTHY'yi batıralım. Urumlarına her saha eşitlik demedi miyik? Bir onnardan bir bizden. Onnarınki baddı, bizimki batmadı, Gıbırz tezimiz iflas eder.
Eee? Şimdi ne deyceng Ahmed gardaşa? "Yüzüne gözüne suvadın! Allah'tan dilerim, afacan ölümü büksün seni" deyceng?"
Bırakacang gitsin tumbalabaş, yoksa virra virra bütceden para vereceng?
Vallahi, gardaccığım, yerlerde cirilensen bu şirketi gurtamang, saa söyleyim, başına doğru dürüst birini getirip gurrada politkacıları uzak dudmassang.
Ma nerde gezer.
Arendez gurendez! Biz da boşuna gonuşuruk.