23 Temmuz 2006 Pazar

Aylak adam ve göbekli kadın

OZANKÖY

Başım çam ağacının toprağın üzerinde kalan kökünde, yatıyorum. Buraya sıcaktan kaçmak için geldim.
Var olmakta büyülü bir şey var. İşte gökyüzü. İşte deniz. İşte ağaçlar. İşte iki keklik. İşte sessizlik.
Bu anı birisiyle paylaşmak istiyorum. Cep telefonumu çıkarıyorum ve yere uzanmış bacaklarımın kemerimden aşağı fotoğrafını çekiyorum. Altına, "Kim bu ve ne yapıyor tahmin et?" yazıp göbekli kadına yolluyorum.
Sonra telefonun fotoğraf makinesini yukarı çeviriyorum ve yumuşak mavi gökyüzünde, taranmış saç kadar ince, buğday demetlerini andıran bulutları çekiyorum. "Yere uzanmış bunları seyrediyor" yazıp onu da yolluyorum.
Az sonra telefonum bipbipliyor. "Çok şanslısın. Ben de evde dolapları düzenliyorum. Orada olmayı yeğlerdim."
Geleceğini bilsem, "O zaman dolapları bırak ve gel" yazardım, ama gelmez.

Boş ver. Dolap düzenlemek istiyorsa, bırak dolap düzenlesin.
Aşağıdaki tepelerdeki golf sahası inşaatından bir buldozer sesi geldi. Bu sesler beni uzun müddet yalnız bırakmıyor. Artık onlardan kurtuluş yok. Alçak dağ ve dar sahil arasında nereye gidersen git birilerinin doğaya gürültüyle bir şeyler yaptığını duyacaksın.
Bir işadamı arkadaşım, inşaat sektörünün itmesiyle "kalkınma" hızının astronomik boyutlara ulaşmış olduğunu söylemişti.
Buna yere çimento dökme, ağaç sökme, kaya kırma, çevreyi kirletme hızı da diyebilirsiniz.
Gençlikten yaşlılığa geçmek nasıl bazı şeyleri yitirmek, yoksun yaşamayı öğrenmekse, ekonomik kalkınma da doğayı yitirmek, ondan yoksun yaşamaya başlamaktır. Bu daha büyük bir kayıp ama. Yaşlandığınızda yitirdikleriniz size aittir. Doğanın kaybettikleri doğada yaşayan bütün canlıları yoksullaştırır.
Kalkınıyoruz ama ilerlemiyoruz. Kim etmişti bu lafı?
İşte yerde boş kovanlar. İşte kaçak kesilip kökü ve dalları bırakılan çam. İşte plastik su şişesi. İşte boş sigara paketi.

"Bütün ağaçları keseceksin, bütün hayvanları avlayacaksın, bütün suları kirleteceksin, havayı her yerde teneffüs edilemez hale getireceksin ve ancak o zaman paranın karın doyurmadığını anlayacaksın" demişti Cree şefi beyaz adama.
Sadece güzel şeylere bak. Bu tavsiyeyi kimden almıştım?
Göbekleniyorsun demiştim ona bir gün.
"Haklısın" demişti. "Bazen göbeğime hayretle bakıyorum. Bu da nereden geldi? Bazen önümdeki yuvarlaklığı seviyorum. Genelde umurumda değil. Çünkü göbeğimin benim ne olduğumla veya ne yapmak istediğimle bir alakası yok."
Acıktım. Eve dönüp patatesli yumurta yapacağım. Ve öğleden sonra uykusuna yatacağım.
İşte araba. İşte toprak yol. İşte kertenkele. İşte geriye kalan hayatın.