25 Haziran 2006 Pazar

Kemal Baba'nın bir çiftliği vardı

LONDRA

Hafta sonunu arkadaşımın İngiltere'nin güneyindeki evinde geçirecektik. Yolda sordu: "Blenheim Sarayı'nı gördün mü?"
"Görmedim."
"O halde orada biraz duralım. Yolumuzun üstünde. İngiltere'nin muhakkak görülmesi gereken yerlerinden biri" dedi ve öyküsünü anlattı.
Blenheim (Blenım okunuyor) Sarayı adını 1704'te Tuna Nehri'nin kuzeyindeki küçük Blindheim veya Blenheim adlı köyün yanında yapılan bir meydan savaşından alıyor. İngilizlerle Fransızlar arasında yapılan bu muharebeyi İngiliz güçleri kazandı. İngiliz ordusunun komutanı Birinci Marlborough Dükü John Churchill'di (1650-1722).
Marlborough (Marlbra okunuyor) İngilizlerin en büyük komutandır. Yaptığı bütün muharebeleri kazandı, kuşattığı bütün şehirleri zaptetti. Ama kazandığı 10 zaferden en büyüğü Blenheim'dır. Savaş Fransızların Avrupa üzerinde egemenlik kurma hayallerini yıktı. İngilizlerle aynı safta çarpışan Avusturya ve Hollanda'yı Fransız istilasından kurtardı. İngiltere'nin yükselişi başladı.

Kraliçe Anne minnetini göstermek için Marlborough'ya Oxford yakınlarında büyük bir arazi bağışladı ve içine bir saray yapılması için parlamentodan tahsisat çıkardı.
Birkaç saat sonra sarayın önünde durduğumuzda ağzım şaşkınlıkla açıldı. Uçsuz bucaksız bir ağaçlık ve yeşilliğin ortasında duran Blenheim Londra'da İngiliz hükümdarlarının oturduğu Buckingham Sarayı'ndan daha görkemliydi. http://www.blenheimpalace.com/
Kraliçe Anne, komutanına kendi oturduğundan daha görkemli bir saray yaptırmıştı.
Aklıma Ankara'daki Atatürk Orman Çiftliği hakkında arkadaşım Süha Umar'ın 20 Mayıs'ta gazetemizin ekinde çıkan yazısı geldi. İçime kasvet çöktü.
Atatürk o zamanlar başkent dışında olan bu araziyi dinlenmek için satın aldı. İçine küçük bir ev inşa ettirdi ve model bir çiftlik haline getirmeye çalıştı.

Hikâyenin gerisini Süha Umar şöyle anlatıyor:
"Çiftlik arazisinde bıldırcın, çil keklik yaşardı. Ve tabii tüm ötücü kuşlar.Yaban ördekleri çiftliğin kuzey sınırını belirleyen Ankara Çayı'nın üzerinden akşam geçidi yapardı. Sonra Atatürk Orman Çiftliği'ne orman lojmanları, orman binaları yaptılar. Böylece adındaki 'orman' sözcüğü anlam kazandı! Çiftliğin adında 'ordu' yoktu ama içinde orduevi oldu! Otel yoktu, iki tane oldu. Tren yolunun kenarına, kokoreççiler, köfteciler, testi kebapçıları dizildi!
"Bugünlerde oradan geçmek bile başlı başına bir macera. Atatürk'ün soluklandığı Söğütözü el kadar kaldı. Her tarafını yollar, otobüs garajları, holding binaları, alışveriş merkezleri, enerji şirketi binaları, hatta apartmanlar sardı. Yüksekokulları bile oldu Orman Çiftliği'nin! Şimdi çiftliğin kalan arazisinin belediyeye devredilmesi, bu bölümlerin de yapılaşmaya açılması için yasa hazırlanıyor. Çankaya'ya giden yol üzerindeki tek bir iğde ağacı kesildiği için hüzünlenen Mustafa Kemal, çiftliğini aramaya çıksaydı ne derdi diye düşünmeye gerek yok."
Birinci Marlborough Dükü 284 yıl önce gömüldüğü mezarından kalksa Blenheim'da değişmiş çok az şey bulurdu. İçinde hâlâ ecdadı yaşıyor.
Türkleri kurtaran adamın çiftliği ise ulusal bir miras olarak korunacağına, uçsuz bucaksız Anadolu'da yer kalmamış gibi, sivil-asker bürokratlar tarafından görgüsüz bir açgözlülükle talan edildi.
Yüzü kızaran var mı?