7 Mayıs 2006 Pazar

Heathrow kuşatması

Londra

Heathrow Havaalanı'nın 1 numaralı terminalinin 41 numaralı çıkış kapısı, uçağa çağrılmayı beklerken önce sessiz ve sakindi.
Arkamda bir yerlerde, sesi kısık bir televizyondan, İngiltere Başbakanı Tony Blair'ın Avam Kamarası'ndan nakledilen sesini saymazsak.
Ama çok geçmeden cep telefonlular tarafından kuşatılıyorum. Aynı anda cep telefonuyla konuşan üç kişi var hava sahamda. Bir kadın, iki erkek.
"Uğraşıyoruz bakalım." Geniş koridorda bir aşağı, bir yukarı yürüyen genç bir adam da yayımlıyor bu cümleyi. Türkçe. "Çok seyahat ediyorum. Çok iş var. Çin'deydim geçen hafta. Çok cins bir yer."
Benden uzaklaşınca sesi duyulmaz oluyor ama fazla uzağa gitmediği için çok geçmeden gene duyuş sahama giriyor.
"Yakında baba oluyor" diyor bu defa. "Çok acele ettiler."
Kadın oturduğundan beri susmadı. Yanımdaki boş koltuğun yanındaki koltukta oturuyor. Bazen Atina ağzıyla Rumca, bazen aksansız İngilizce konuşuyor.
Büyük göğüslü, oturmak için kullandığı yeri oturduğu yer kadar geniş genç bir kadın. (Uçakta, önümdeki sırada oturduğu için, kolunun dirseğiyle omzu arasındaki bölümünün ayağımın dizimle topuğum arasındaki nahiye kadar kalın olduğunu fark edeceğim.)
Birini aramıyorsa, aranıyor. Telefonu, her arandığında değişik bir melodiyle çalıyor. İngilizce konuşurken Rumca, Rumca konuşurken İngilizce kelimeler kullanıyor. Her kiminle konuşuyorsa onunla flört ediyor.
"Hafta sonuna kadar İstanbul'dayım. Sonra Atina'ya döneceğim." Karşıdakini dinlerken uzunca bir sessizlik oluyor, sonra uzun uzun kahkahayla gülüyor.
Tekerlekli valizini çekerek gelen ve sırtı bana dönük olarak önümdeki sıraya oturan İngiliz'in saçları dökülmüş başına dayalı bir telefon var. "Mike'la her konuda hemfikir olduğumu söyleyemeyeceğim" diyor ciddi ciddi, "ama bu aşamada onunla sorun çıkarmak istemiyorum."
Uçağa girinceye kadar konuşacaklar.
Yakında uçaklarda da telefonda konuşulabilecekmiş. O zaman ne olacak?
Cep telefonu sigara dumanının ses hali sayılabilir, rahatsızlık yaratmak ve sağlığa zarar vermek açısından. Benim ve benim gibi düşünenlerin sağlığına tabii.
Belki eskiden uçaklarda sigara içilmeyen bölümlerin olduğu gibi telefonla konuşulmayan bölümler olacak. Cep telefonu, üzerinde kırmızı bir çizgi. Ama bu yeterli değil. Ses sigara dumanından uzağa gider.
Veya belki kabinler olacak, tuvaletler gibi, konuşmalar için. Ama bu da sorunu çözemeyebilir. Bazı insanlar -mesela yanımda oturan kadın- bir girdi mi bir daha çıkmak bilmeyebilir.
Kendi kendine olmaya, sessizliğe, yalnızlığa tahammül edemeyen çok insan var.
Devamlı irtibat halinde olma isteği ilginç bir ihtiyaç.
Bense devamlı irtibat halinde olmama ihtiyacındayım.
Bir insanın başkalarıyla beraber olduğu zamana orantılı olarak tek başına olma ihtiyacı olduğunu okumuştum bir yerde. Belki o cep telefonu öncesi bir ihtiyaçtı.
Tek başına olma hali sanki kurutulması gereken bir bataklık veya doldurulması gereken bir dere yatağı gibi.