26 Mart 2006 Pazar

Hoş bir şey düşün

"Hoş bir şey düşün" diyor doktor, dişimi çekmeye başlamadan önce.
Bir düğmeye basarak üstünde oturduğum koltuğu yatak haline getirdi. Hatta ayaklarımdan, başımdan biraz daha yukarıda. Kendimi uzaya gönderilmeyi bekleyen bir astronot gibi hissediyorum.
Uzaktan kumanda edilen, kaderini tayin etme yeteneği elinden alınmış.
"Biraz zaman alabilir" diyor doktor, elinde ucu sivri bir alet. "Kötü kırılmış." Gözlerimi kapatıyorum.

Hoş bir şey düşün. Dişimin çekiliyor olmasından nefret ediyorum. Ekmek yerken kırıldı. Ekmeğin içinde taş vardı. Diş çıt diye ikiye bölündü. Damağın içindeki kısım damakta kaldı, dünyaya gösterdiğim kısmı vücudumdan ayrıldı.
"Önce bir baskı hissedeceksin" diyor doktor.
Dişin çekilmesi bittiğinde dünyadaki fiziki varlığım, her kaç santimetrekare ise, dişin hacmi kadar azalacak. Acaba hemşirenin elini tutabilir miyim?
Derin nefes alıp vermeye başlıyorum ve ağzımda olup bitmekte olanları unutup düşünecek hoş bir şey aramaya başlıyorum. Sabahleyin yaprakları yeni açılmaya başlayan incir ağacının altında çay içerken güneşe dönük gelincikleri ve vızıldayarak içlerine girip çıkan tombul balarılarını seyrediyordum. Bir çiçek denizinin içinde. Minik çağlalar, yeşil yeni dünya, çiçek açmış portakal ve mandalina ağaçları, selvi ağacının altındaki yuvada kış uykusu uyuyan kirpiler, aç ve akıllı kargalar ve saksağanlar, gökyüzü ırgatı serçeler, ıslak toprak, buğulu otlar.

Dünya bu kadar güzelken insan nasıl bu kadar çirkin, gaddar, duyarsız, aptal ve cahil olabiliyor?
Kör olduğu için.
Hoş bir şey düşün.
Bilgisayarımın kutusunda bir mektup.
"Görüşmeyeli çok zaman oldu! Tanıştığımızda ben reklam müdüresiydim. Amerika'dan daha yeni dönmüştüm ve sen o zamanlarda da etkili konuşan zarif bir insandın. Başından geçen o önemli olayı biliyorum. Bazı olaylar insanların yaşamına değer katarlar ve eminim ki sende de öyle olmuştur.
Milliyet'te çıkan yazılarının takipçisiyim, söylemek isterim ki beni çok duygulandıran yazılar yazıyorsun. Bazen duygusal, bazen gerçekçi, bazen cesur kalemini takdir ediyorum. İstersen beni ara, görüşmek isterim."
Ağzımda bir baskı hissediyorum ama uyuşturucudan dolayı hiç sızı duymuyorum. Tarih Sezar'ın veya Kanuni Sultan Süleyman'ın dişleri çekilirken ne yaptıklarını yazmıyor.
"Bitti" diyor doktor. Üstümdeki kerpetenin ucunda sivri bir kemik ucu var.
Ama daha bitmedi. Şimdi dişin çıktığı yere metal bir burgu monte edecek ve ona diş benzeri bir şey takacak.
Evime dönerken rüzgârda dalgalanan buğday tarlalarının arasından geçeceğim. Gökyüzü buğday yeşili de olabilirdi. Oralarda da inşaatlar başladı ama hâlâ daha eski günlerdeki gibi.
Bazen, çok kısa anlar, her şeyi eskiden olduğu gibi hissedebiliyorum. Ölmüş olanlar sağ. Yaşlılar çocuk. Hatta hava bile eskisi gibi kokuyor. Dişlerin daha çekilmemiş olduğu, kayıpların konteynerler gibi hayatımın limanına istiflenmediği eski günler.

19 Mart 2006 Pazar

Zen ve ben, siz ve o, o ve diğerleri

Size bir sual soracağım" dedi Kral Milinda, Saygıdeğer Nagasena'ya. "Cevaplandırabilir misiniz?"
"Lütfen sualinizi sorun" dedi Saygıdeğer Nagasena.
"Sordum ya" dedi Kral Milinda.
"Cevaplandırdım ya" dedi Saygıdeğer Nagasena.
"Cavabınız neydi?" dedi Kral Milinda.
"Sorunuz neydi?" dedi Saygıdeğer Nagasena.
"Bir şey sormadım" dedi Kral Milinda.
"Bir cevap vermedim" dedi Saygıdeğer Nagasena.
*****
Ben Tanrı'yı hangi gözle görüyorsam Tanrı da beni o gözle görüyor.
*****
Bir başka sefer elinde yanan bir meşale, bana doğru gelen bir çocuk gördüm.
"Bu ışığı nerden getirdin?" diye sordum.
Çocuk hemen meşaleyi söndürdü ve "Siz bana ışığın nereye gittiğini söyleyin, ben de nereden getirdiğimi söyleyeyim" dedi.
*****
Kolay olan doğru olandır dedi Chuang-Tzu. Doğru başlarsan, kolay. Doğru devam edersen, kolay. Kolay gitmenin doğru yolu doğru yolu unutmaktır, yolun kolay olduğunu unutmaktır.
*****
Çok temiz suda balık olmaz.
*****
Her gün iyi bir gündür.
*****
Düşünmek bilmekten ilginçtir ama bakmak kadar değil.
*****
İyi bir şey bile hiçlik kadar iyi değildir.
*****
Kâinata giden en açık yol yabani ormanın içinden geçendir.
*****
Bir balık yüzmek istediğinde istediği kadar yüzer ve su bitmez. Bir kuş uçmak istediğinde istediği kadar uçar ve gök bitmez. Bugüne kadar ne bir balık denizi bitirdi ne de göğün dışına çıkan bir kuş görüldü. Az su veya gök istediklerinde az su ve gök kullanırlar, çok istediklerinde çok. Bu şekilde her an tamamından yararlanırlar ve bulundukları her noktada tamamen hürdürler.
*****
Annen ve baban dünyaya gelmeden önce sen nasıl bir yüze sahiptin?
*****
Bir keşiş elinde iki saksı, çiçek ustasının yanına geldi. "Bırak" diye emretti usta. Keşiş saksılardan birini yere düşürdü. "Bırak" diye gene emretti usta. Keşiş ikinci saksıyı da elinden bıraktı. "Bırak" diye kükredi bu defa usta. "Ama" diye kekeledi keşiş, "Elimde bırakacak bir şey kalmadı." Usta başını salladı: "Onu yanında götürebilirisin."
*****
Kim kendini bilir, Tanrı'yı bilir.
*****
Bir gün Chao-chou karda yürürken düştü. "Bana yardım edin kalkayım, bana yardım edin kalkayım" diye bağırdı. Bir keşiş geldi ve yanına uzandı. Chao-chou kalktı ve uzaklaştı.
*****
Başkalarını bilen bilgedir. Kendini bilen aydınlanmıştır.
*****
Ne kadar çok biliyorsan o kadar az anlıyorsun.
*****
Bir gün Chuang-tzu bir arkadaşıyla nehir kenarında yürüyormuş.
"Balıklar suda ne kadar neşeli bir halde eğleniyorlar" demiş Chuang-tzu.
"Sen balık değilsin" demiş arkadaşı. "Balıkların eğlenip eğlenmediklerini nereden biliyorsun?"
"Sen ben değilsin" demiş Chuang-tzu. "Balıkların suda eğlenip eğlenmediklerini bilip bilmediğimi nereden biliyorsun?"

5 Mart 2006 Pazar

Dünyanın en eski mesleğinin ekonomisi

Dünyadaki en eski meslek fahişeliktir derler. Doğru olabilir, çünkü fahişelik insan toplumundaki ilk arz-talep dengesizliğinin ürünüdür. - Faizin para arz ve talebindeki dengesizliğin ürünü olması gibi.
İnsanlığın ilk çağlarında, bolluk ve bereket hüküm sürdüğü dönemlerde bile erkeklerin her zaman yeteri kadar bulamadığı bir şey vardı. Seks.
Sekste arz kısıtlı, talep sonsuzdur. (Arzı kadın, talebi erkek temsil ediyor.)Arzı ne kadar artarsa artsın ona karşı olan talebin hiçbir zaman tatmin edilemeyeceği tek şey sekstir. Bunun nedeni güneş sisteminde hiçbir şeyin erkeklerin cinsel isteği kadar doyumsuz olmamasıdır.
Fuhuş işte bu arz-talep aralığını doldurmak için kendini icat eden bir ekonomik alışveriştir. Kadın erkeğe seks verir. Karşılığında erkek ona yiyecek, barınak, koruma veya bütün bunların temin edilmesini sağlayan para.

Öyle sanıyorum ki tarihi olarak, fahişelik evlilikten önce bile doğmuş olabilir. Evlilik fahişeliğin evcilleştirilmiş, toplum tarafından kurumsallaştırılmış bir şekli bile olabilir.
Dünyada kadın erkek sayısı aşağı yukarı her zaman eşittir.
Ama bu eşitlik cinsel istek konusunda kendini göstermez.
Dünya kurulduğundan bu yana, günün herhangi bir saatinde seks yapmak isteyen erkek sayısı, seks yapmak isteyen kadın sayısından daha fazla olmuştur. İnsanların çoğalması için yaradılışın kurduğu bir tuzaktır bu.
Kadın-erkek istek dengesizliğinin birçok nedeni var. Erkeğin cinsel güdüleri kadınınkinden güçlüdür. Bilim adamlarına göre, sağlıklı bir erkeğin aklından günde binlerce defa seks imajları geçer. Erkek hemen hemen her zaman yatmak isteğindedir ama her zaman ona gönüllü olarak eşlik edecek bir kadın bulamaz.

Kadının seks hayatının raf ömrü erkeğinkinden kısadır. Çocuk doğurduktan sonra kadının eşine karşı olan cinsel ilgisi azalır. Liste uzun. Bir de cinsel tatmin elektriğe benzer. İhtiyacınız olduğunda kullanmak üzere onu depolayamazsınız.
Elini sallasa ellisi sandığımız Hollywood artistleri bile normal erkeklerden farklı değildir. Geçtiğimiz yüzyılın en yakışıklı beyazperde aktörlerinden olan Tony Curtis'in otobiyografisinde cinsel ihtiyaçları için fahişelerle yattığını okuduğumda şapkam başımdan uçmuştu. Hugh Grant, birkaç sene önce Los Angeles polisi tarafından arabasında nazik bir durumda yakalandığında yanındaki sevgilisi değil bir fahişeydi.
Fahişeliği önlemenin bir tek yolu var: Erkekleri ortadan kaldırmak.
Düşünmeyin bile.