19 Şubat 2006 Pazar

Bir de kuşa sormalı

OZANKÖY

Eğer ağacı budarken onunla konuştuğumu görüp beni salak sanıyorsanız haberiniz olsun: ağaçlarla konuştuğum için beni salak sananlarla konuşmaktansa ağaçlarla konuşmayı tercih ederim.
Serin ve bulutlu. Havada bahar kokusu var. Bahçe bir ot ve kır çiçeği ummanı olmuş. Hardal çiçekleri neredeyse omzuma geliyor. Gelincikler açmak üzere. Bademler çiçekler vermeye başladı. Sağımdan solumdan inşaat sahalarından buldozer sesleri gelmese kendimi cennette sanabilirim.
Budadığım ağaç portakal
"Sen de biliyorsun, ben de biliyorum ki, budama konusunda pek uzman değilim" diyorum ona. "Budama mevsimini de biraz geçirdim. Tomurcuk açmaya başladın. Ama biliyorsun, burada yoktum. İdare et. Dallarını seyrelttiğim zaman kendini daha iyi hissedeceksin. Her tarafına güneş nüfuz edecek. Yaprakların birbirine değmeyeceği için hastalıklar bir dalından diğerine daha zor geçecek.
"Şeklini de top gibi yuvarlak yapmam lazım ama onu galiba beceremeyeceğim."
Sana cevap vermiyor ki, boşuna konuşuyorsun diyebilirsiniz.
Tanrı'ya konuştuğunuzda o da size cevap vermiyor. Neden konuşuyorsunuz?
Doğa durmadan konuşuyor oysa. Tanrı da öyle. Doğa Tanrı'nın lisanıdır. O dili çok az insan anlıyor.

Öğleden sonra Lapta'da tepeden denize bakan evinde Hikmet'i görmeye gittiğimde onu bahçede çalışır buldum. Asmaları buduyordu.
Her zamanki yaptığı gibi bahçede bir tur attık. Avokado ağacının altından geçerken bana meyve topladı. Mandalinanın altından geçerken yerden iki mandalina alıp birini bana verdi, diğerini kendi soymaya başladı. "Rüzgârdan hepsi altına düşmüş."
Sonra yüzlerce siklamenin bulunduğu yere gittik.
"Bahçemde üç tane kızılgerdan kuşu var" dedi. "Bir tanesi evden çıktığımda bana ötüyor. Bir tanesi bir metre kadar yanıma yaklaşıyor. Ona solucan veriyorum. Biraz sonra gelir."
Az sonra üç metre kadar yakınımıza tombul gövdeli, sivri gagalı, göğsü kızıl kiremit renkli bir kuş kondu. Hikmet, çömelip yerde bulduğu dal parçasıyla toprağı eşeledi ve bir solucan çıkardı. Kaldırıp asmanın gövdesinde oturmakta olan kuşa gösterdi. Kuş başını salladı.
Hikmet, kıvranmakta olan solucanı kuşun önüne attı. Solucan yere değer değmez kuş uçtu ve onu gagalamaya başladı. Bitirinceye kadar onu seyrettik.
O akşam, evde Hikmet'e üçüncü kızılgerdanın onun için ne yaptığını sormayı unuttuğumu hatırladım.

Birinin aptal olduğunu vurgulamak istediğinizde "kuş beyinli" dersiniz.
Ama aç ve sefil kuş gördünüz mü? Zevk için başka kuşları öldüren kuş var mı? Kaç fanatik veya kökten dinci kuş tanıyorsunuz? Soykırımcı kuş türleri var mı?
"İnsan kolayını bulmuş; kuş beyinli deyip geçiyor" diyor yeşil dostum Süha Umar. "Bir de kuşa sormalı. İnsan beyni ne kadar?"