29 Ocak 2006 Pazar

Uyan, seni öpmek istiyorum, ben öleceğim

Fabrikayı dolaşmayı bitirdikten sonra beni yemeğe götürdüler. Manikürlü çimenlerin ve bakımlı ağaçların arasından geçip fabrikanın parayla yemek yenen lokantasına gittik. Yemeklerimizi ısmarladık. Yemeğe başladık. Yemekler bir fabrika lokantasından beklenmeyecek kadar lezizdi.
"Sizi ağırlayacağız diye yemekler böyle sanmayın" dedi fabrika müdürü. "Her zaman böyle." Yemeğe özen gösterdiğini, günde beş altı defa meyve yediğini söyledi. "Sağlıklı ölmek istiyorum" dedi.
Güldüm. "Nasıl oluyor sağlıklı ölmek?"
"Rahat ölmek. Huzurlu."
Ve anlattı.
"Bir gece annem uyurken babam onu uyandırmış. Saat dört civarlarında. 'Uyan, seni öpmek istiyorum, ben öleceğim" demiş. "Annem, 'Delirdin sen. Uyu,'" demiş, sırtını dönüp uyumaya devam etmiş."
Biraz sonra kocasının tarafında herhangi bir hareket hissetmeyince doğrulup başını çevirmiş. Kocası sırtı yastığa dayalı, hareketsiz, oturuyormuş.

"Seksen yaşında. Annem de ondan bir yaş küçüktü. 1996 şubatında babam, kasımında annem gitti. Televizyonun önünde oturuyordu. Başı yavaş yavaş öne düştü.
"1939'da nişanlanmışlar. 1940'ta evlenmişler. Elli altı yıl aşk. Şimdi Adana'da yan yana yatıyorlar."
"İkisi de öldükten sonra aşk mektuplarını bulduk" diye devam etti.
Ellerini masadan kaldırdı. Sağ elinin parmakları sola, sol elinin parmakları sağa bakar şekilde birbirinin üstünde tuttu, mektup destesinin kalınlığının bir karıştan fazla olduğunu tarif etti.
"Mektuplar yarıya kadar normaldi. Gerisi belden aşağı. O kadar belden aşağı ki, bazılarını sonuna kadar okuyamadık. Kızımın elinden okumakta olduğu mektubu kapmak zorunda kaldım."

Fabrika ziyaretimden bir ay sonra tatil için gittiğim Londra'da bir kitap aldım. Adını Büyülü Düşünme Yılı olarak çevirebileceğim kitabı ünlü Amerikalı yazar Joan Didion yazmıştı.
Kitapta Didion, kocasının ani ölümünü izleyen yas ve yoksun bırakılmışlık yılındaki ruh halini anlatıyordu.
Kitabın bir yerinde şu cümlelere rastladım.
Ölüm ani veya bir kaza sonunda meydana gelmiş olsa bile, gelmeden geleceğini haber verir. Ne doktorları, ne arkadaşları, ne aile fertleri. Bir tek ölmekte olan kişi ne kadar zamanı kalmış olduğunu bilir.
O gün yemekten sonra arabayla İstanbul'a dönerken yol boyunca ölmeden önce eşini öpüp elveda demek isteyen adamın öyküsü bana eşlik etti.
Aradan iki aya yakın zaman geçmesine rağmen sık sık aklıma geliyor ve öyle sanıyorum ki hiç unutmayacağım, çünkü bundan daha güzel bir aşk hikâyesi duymadım.